Ev ve Bahçe İçinde Dolaplar ve Çekmeceler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Ev ve Bahçe' içinde 'Dolaplar ve Çekmeceler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈkæb.ən.ət/
(noun) dolap, vitrin, kabine
Örnek:
She keeps her dishes in the kitchen cabinet.
Bulaşıklarını mutfak dolabında tutar.
/hʌtʃ/
(noun) kulübe, kafes, büfe
Örnek:
The rabbit was happily hopping around in its new hutch.
Tavşan yeni kulübesinde neşeyle zıplıyordu.
/ˈfaɪl ˌkæb.ɪ.nət/
(noun) dosya dolabı, arşiv dolabı
Örnek:
She organized all the important papers in the file cabinet.
Tüm önemli evrakları dosya dolabına yerleştirdi.
/ˈɑːrm.wɑːr/
(noun) gardırop, elbise dolabı
Örnek:
She kept her antique linens in a beautiful wooden armoire.
Antika çarşaflarını güzel bir ahşap gardıropta sakladı.
/ˈkɪtʃ.ɪn ˌkæb.ɪ.nət/
(noun) mutfak dolabı
Örnek:
She organized the spices in the kitchen cabinet.
Baharatları mutfak dolabına yerleştirdi.
/ˈmed.ɪ.sɪn ˌkæb.ɪ.nət/
(noun) ilaç dolabı, ecza dolabı
Örnek:
I keep all my pain relievers in the medicine cabinet.
Tüm ağrı kesicilerimi ilaç dolabında tutarım.
/dɪˈspleɪ ˌkæb.ɪ.nət/
(noun) vitrin, teşhir dolabı
Örnek:
The antique vase was placed in the display cabinet.
Antika vazo vitrine yerleştirildi.
/ˈsaɪd.bɔːrd/
(noun) büfe, konsol
Örnek:
The antique sideboard in the dining room holds all our fine china.
Yemek odasındaki antika büfe, tüm ince porselenlerimizi barındırıyor.
/ˈkɪtʃ.ɪn ˌaɪ.lənd/
(noun) mutfak adası
Örnek:
The new house has a spacious kitchen island with a built-in sink.
Yeni evde ankastre lavabolu geniş bir mutfak adası var.
/ˌtʃest əv ˈdrɔːrz/
(noun) şifonyer, çekmeceli dolap
Örnek:
She neatly folded her sweaters and placed them in the chest of drawers.
Kazaklarını düzenli bir şekilde katlayıp şifonyere yerleştirdi.
/drɔːr/
(noun) çekmece, çizer, ressam
Örnek:
She kept her socks in the top drawer.
Çoraplarını üst çekmecede tuttu.
/ˈnaɪt.stænd/
(noun) komodin
Örnek:
She placed her book and glasses on the nightstand.
Kitabını ve gözlüğünü komodinin üzerine koydu.
/ˌwelʃ ˈdres.ər/
(noun) Welsh dresser, Galler büfesi
Örnek:
The antique Welsh dresser in the kitchen held a collection of ceramic plates.
Mutfaktaki antika Welsh dresser seramik tabak koleksiyonunu barındırıyordu.
/hɪndʒ/
(noun) menteşe;
(verb) menteşelemek, menteşe ile takmak, bağlı olmak
Örnek:
The door creaked on its rusty hinges.
Kapı paslı menteşelerinde gıcırdadı.
/tʃest/
(noun) göğüs, sandık, kutu
Örnek:
He felt a sharp pain in his chest.
Göğsünde keskin bir ağrı hissetti.
/ˈdres.ɚ/
(noun) şifonyer, tuvalet masası, giyinen kişi
Örnek:
She folded her clothes and put them neatly in the dresser.
Giysilerini katlayıp düzenli bir şekilde şifonyere koydu.
/ˈklɑː.zət/
(noun) dolap, kiler;
(adjective) gizli, saklı
Örnek:
She hung her dresses in the closet.
Elbiselerini dolaba astı.
/ˈkʌb.ɚd/
(noun) dolap, kiler
Örnek:
She put the dishes back in the cupboard.
Bulaşıkları tekrar dolaba koydu.
/ˈwɔːr.droʊb/
(noun) gardırop, elbise dolabı, elbise koleksiyonu
Örnek:
She hung her dresses neatly in the wardrobe.
Elbiselerini düzenli bir şekilde gardıroba astı.