Sağlık İçinde Cilt Hastalıkları ve Sorunları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Sağlık' içinde 'Cilt Hastalıkları ve Sorunları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈæk.ni/
(noun) akne, sivilce
Örnek:
She used a special cream to treat her acne.
Sivilcelerini tedavi etmek için özel bir krem kullandı.
/ˈpem.fɪɡ.əs/
(noun) pemfigus
Örnek:
She was diagnosed with pemphigus after developing persistent blisters on her skin.
Cildinde kalıcı kabarcıklar geliştikten sonra kendisine pemfigus teşhisi konuldu.
/səˈraɪə.sɪs/
(noun) sedef hastalığı
Örnek:
She has been managing her psoriasis with topical creams.
Sedef hastalığını topikal kremlerle yönetiyor.
/ˈreɪ.noʊz fɪˈnɑːm.ɪ.nən/
(noun) Raynaud fenomeni, Raynaud hastalığı
Örnek:
She was diagnosed with Raynaud's phenomenon after experiencing severe discoloration in her fingers during winter.
Kışın parmaklarında şiddetli renk değişikliği yaşadıktan sonra kendisine Raynaud fenomeni teşhisi konuldu.
/hɑɪvz/
(plural noun) kurdeşen, ürtiker
Örnek:
After eating the peanuts, she broke out in hives.
Fıstıkları yedikten sonra kurdeşen döktü.
/roʊˈzeɪ.ʃə/
(noun) rozasea
Örnek:
She has mild rosacea, which causes her cheeks to flush easily.
Hafif rozaseası var, bu da yanaklarının kolayca kızarmasına neden oluyor.
/ˌvɪt̬.ɪˈlaɪ.ɡoʊ/
(noun) vitiligo
Örnek:
She has been living with vitiligo since childhood.
Çocukluğundan beri vitiligo ile yaşıyor.
/ˈkoʊld sɔːr/
(noun) uçuk, dudak uçuğu
Örnek:
She woke up with a painful cold sore on her lip.
Dudağında ağrılı bir uçukla uyandı.
/ˈblɪs.tɚ/
(noun) kabarcık, su toplaması, şişlik;
(verb) kabarmak, su toplamak
Örnek:
The new shoes gave her a painful blister on her heel.
Yeni ayakkabılar topuğunda ağrılı bir kabarcık oluşturdu.
/ˈkɑːr.bʌŋ.kəl/
(noun) karbonkül, çıban kümesi, lal taşı
Örnek:
The doctor diagnosed the painful lump on his neck as a carbuncle.
Doktor, boynundaki ağrılı şişliği karbonkül olarak teşhis etti.
/ˈek.sə.mə/
(noun) egzama
Örnek:
She suffers from severe eczema on her hands.
Ellerinde şiddetli egzama var.
/ˈfrɑːst.baɪt/
(noun) donma;
(verb) dondurmak
Örnek:
Hikers must be careful to prevent frostbite in cold weather.
Yürüyüşçüler soğuk havada donmayı önlemek için dikkatli olmalıdır.
/ˌsel.jəˈlaɪ.t̬ɪs/
(noun) selülit
Örnek:
The doctor diagnosed her with cellulitis and prescribed antibiotics.
Doktor ona selülit teşhisi koydu ve antibiyotik reçete etti.
/ˈluː.pəs/
(noun) lupus
Örnek:
She was diagnosed with lupus after experiencing persistent joint pain and fatigue.
Sürekli eklem ağrısı ve yorgunluk yaşadıktan sonra kendisine lupus teşhisi konuldu.
/wɔːrt/
(noun) siğil, kusur, eksiklik
Örnek:
He had a wart on his finger that he wanted removed.
Parmağında aldırmak istediği bir siğil vardı.
/ˈrɪŋ.wɝːm/
(noun) mantar, tinea
Örnek:
The child developed ringworm on his arm after playing with a stray cat.
Çocuk, sokak kedisiyle oynadıktan sonra kolunda mantar geliştirdi.
/ˌɪm.pəˈtaɪ.ɡoʊ/
(noun) impetigo, yara kabuklanması
Örnek:
The child was diagnosed with impetigo and prescribed antibiotics.
Çocuğa impetigo teşhisi konuldu ve antibiyotik reçete edildi.
/ˈhɝː.piːz/
(noun) herpes, uçuk
Örnek:
He was diagnosed with oral herpes.
Oral herpes teşhisi konuldu.
/ˈbed.sɔːr/
(noun) yatak yarası, basınç ülseri
Örnek:
The nurse carefully cleaned the patient's bedsore.
Hemşire hastanın yatak yarasını dikkatlice temizledi.
/ˌdɝː.məˈtaɪ.t̬əs/
(noun) dermatit, cilt iltihabı
Örnek:
The doctor diagnosed her with contact dermatitis after she used a new soap.
Yeni bir sabun kullandıktan sonra doktor ona kontakt dermatit teşhisi koydu.
/ˈsel.jə.laɪt/
(noun) selülit
Örnek:
Many people try various treatments to reduce the appearance of cellulite.
Birçok kişi selülit görünümünü azaltmak için çeşitli tedaviler deniyor.