Avatar of Vocabulary Set İçmek

Yemek, İçmek ve Servis İçinde İçmek Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Yemek, İçmek ve Servis' içinde 'İçmek' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

quench

/kwentʃ/

(verb) gidermek, dindirmek, söndürmek

Örnek:

He drank a large glass of water to quench his thirst.
Susuzluğunu gidermek için büyük bir bardak su içti.

imbibe

/ɪmˈbaɪb/

(verb) özümsemek, edinmek, içmek

Örnek:

She imbibed the local culture during her travels.
Seyahatleri sırasında yerel kültürü özümsedi.

drink

/drɪŋk/

(noun) içecek, yudum, içki;

(verb) içmek, alkol almak, içki içmek

Örnek:

Would you like a drink?
Bir içecek ister misiniz?

drink up

/drɪŋk ʌp/

(phrasal verb) içip bitirmek, tüketmek

Örnek:

Come on, drink up! We need to leave soon.
Hadi, iç bitir! Yakında gitmemiz gerekiyor.

drain

/dreɪn/

(verb) süzmek, boşaltmak, kurutmak;

(noun) gider, drenaj, kanal

Örnek:

She drained the pasta in a colander.
Makarnayı süzgeçte süzdü.

chug

/tʃʌɡ/

(verb) bir dikişte içmek, götürmek, püfürdemek;

(noun) püfürdeme, tıkırtı

Örnek:

He chugged down the entire beer in one go.
Bütün birayı bir dikişte içti.

drink to

/drɪŋk tuː/

(phrasal verb) içmek, şerefine içmek

Örnek:

Let's drink to their success!
Başarılarına içelim!

glug

/ɡlʌɡ/

(noun) gurgulama, yudum;

(verb) gurguldamak, yudumlamak

Örnek:

He poured the water with a loud glug.
Suyu yüksek bir gurgulama sesiyle döktü.

gulp

/ɡʌlp/

(verb) yutmak, içmek, yutkunmak;

(noun) yudum, yutkunma

Örnek:

He gulped down the water after his run.
Koşudan sonra suyu yudumladı.

neck

/nek/

(noun) boyun, yaka;

(verb) öpüşmek, sevişmek

Örnek:

She wore a beautiful necklace around her neck.
Boynunda güzel bir kolye takıyordu.

nurse

/nɝːs/

(noun) hemşire;

(verb) bakmak, tedavi etmek, emzirmek

Örnek:

The nurse checked the patient's vital signs.
Hemşire hastanın hayati belirtilerini kontrol etti.

quaff

/kwæf/

(verb) kana kana içmek, götürmek;

(noun) yudum, içki

Örnek:

He quaffed a large mug of ale.
Büyük bir kupa birayı kana kana içti.

sip

/sɪp/

(verb) yudumlamak, içmek;

(noun) yudum, küçük yudum

Örnek:

She slowly sipped her tea.
Çayını yavaşça yudumladı.

slurp

/slɝːp/

(verb) höpürdetmek;

(noun) höpürtü

Örnek:

He began to slurp his soup noisily.
Çorbasını gürültülü bir şekilde höpürdetmeye başladı.

swig

/swɪɡ/

(noun) yudum, büyük yudum;

(verb) büyük yudumlarla içmek, bir dikişte içmek

Örnek:

He took a big swig of water after his run.
Koşudan sonra büyük bir yudum su içti.

wash down

/wɑːʃ daʊn/

(phrasal verb) içmek, yutmak, yıkamak

Örnek:

He washed down the pills with a glass of water.
Hapları bir bardak suyla içti.

thirst

/θɝːst/

(noun) susuzluk, arzu;

(verb) susuzluk çekmek, arzulamak, can atmak

Örnek:

I woke up in the middle of the night with a terrible thirst.
Gecenin bir yarısı korkunç bir susuzlukla uyandım.

thirsty

/ˈθɝː.sti/

(adjective) susamış, kuru, aç

Örnek:

I'm so thirsty, I could drink a whole gallon of water.
O kadar susamışım ki, bir galon su içebilirim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren