Avatar of Vocabulary Set Değerlendirme ve Spekülasyon 3

Kesinlik ve Şüphe İçinde Değerlendirme ve Spekülasyon 3 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Kesinlik ve Şüphe' içinde 'Değerlendirme ve Spekülasyon 3' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

notional

/ˈnoʊ.ʃən.əl/

(adjective) varsayımsal, teorik, kavramsal

Örnek:

The company made a notional profit, but no actual cash changed hands.
Şirket varsayımsal bir kar elde etti, ancak gerçekte nakit el değiştirmemişti.

off the mark

/ɔːf ðə mɑːrk/

(idiom) yanlış, hatalı

Örnek:

His prediction about the election results was completely off the mark.
Seçim sonuçları hakkındaki tahmini tamamen yanlış çıktı.

overrate

/ˌoʊ.vɚˈreɪt/

(verb) abartmak, gereğinden fazla değer vermek

Örnek:

I think you're overrating his abilities; he's not that good.
Onun yeteneklerini abarttığını düşünüyorum; o kadar iyi değil.

predict

/prɪˈdɪkt/

(verb) tahmin etmek, öngörmek

Örnek:

It's difficult to predict the outcome of the election.
Seçim sonucunu tahmin etmek zor.

prediction

/prɪˈdɪk.ʃən/

(noun) tahmin, öngörü

Örnek:

His prediction about the election results was surprisingly accurate.
Seçim sonuçları hakkındaki tahmini şaşırtıcı derecede doğruydu.

reappraise

/ˌriː.əˈpreɪz/

(verb) yeniden değerlendirmek, tekrar gözden geçirmek

Örnek:

The committee decided to reappraise the project's feasibility.
Komite, projenin fizibilitesini yeniden değerlendirmeye karar verdi.

reassess

/ˌriː.əˈses/

(verb) yeniden değerlendirmek, tekrar gözden geçirmek

Örnek:

We need to reassess our priorities.
Önceliklerimizi yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.

reassessment

/ˌriːəˈsesmənt/

(noun) yeniden değerlendirme, tekrar gözden geçirme

Örnek:

The company decided to conduct a full reassessment of its marketing strategy.
Şirket, pazarlama stratejisinin tam bir yeniden değerlendirmesini yapmaya karar verdi.

re-evaluate

/ˌriː.ɪˈvæl.ju.eɪt/

(verb) yeniden değerlendirmek, tekrar gözden geçirmek

Örnek:

We need to re-evaluate our strategy after this setback.
Bu aksilikten sonra stratejimizi yeniden değerlendirmemiz gerekiyor.

re-evaluation

/ˌriː.ɪˌvæl.juˈeɪ.ʃən/

(noun) yeniden değerlendirme, tekrar gözden geçirme

Örnek:

The company decided to conduct a re-evaluation of its marketing strategy.
Şirket, pazarlama stratejisinin yeniden değerlendirilmesine karar verdi.

re-examination

/ˌriː.ɪɡˌzæm.ɪˈneɪ.ʃən/

(noun) yeniden inceleme, tekrar muayene, yeniden değerlendirme

Örnek:

The doctor ordered a re-examination of the patient's blood tests.
Doktor, hastanın kan testlerinin yeniden incelenmesini emretti.

re-examine

/ˌriː.ɪɡˈzæm.ɪn/

(verb) yeniden incelemek, tekrar gözden geçirmek

Örnek:

We need to re-examine the evidence before making a decision.
Karar vermeden önce kanıtları yeniden incelememiz gerekiyor.

second-guess

/ˌsek.əndˈɡes/

(verb) sorgulamak, eleştirmek, tahmin etmek

Örnek:

It's easy to second-guess decisions after the outcome is known.
Sonuç bilindikten sonra kararları sorgulamak kolaydır.

speculate

/ˈspek.jə.leɪt/

(verb) spekülasyon yapmak, tahmin etmek, riskli yatırım yapmak

Örnek:

The police refused to speculate about the cause of the fire.
Polis, yangının nedeni hakkında spekülasyon yapmayı reddetti.

speculation

/ˌspek.jəˈleɪ.ʃən/

(noun) spekülasyon, tahmin, riskli yatırım

Örnek:

His disappearance has led to much speculation.
Onun kayboluşu birçok spekülasyona yol açtı.

speculative

/ˈspek.jə.lə.t̬ɪv/

(adjective) spekülatif, varsayımsal, riskli

Örnek:

The report contained many speculative claims about the future of the company.
Rapor, şirketin geleceği hakkında birçok spekülatif iddia içeriyordu.

speculatively

/ˈspek.jə.lə.t̬ɪv.li/

(adverb) spekülatif olarak, tahmini olarak, riskli bir şekilde

Örnek:

He spoke speculatively about the future of the company.
Şirketin geleceği hakkında spekülatif konuştu.

surmise

/sɚˈmaɪz/

(verb) tahmin etmek, varsaymak;

(noun) tahmin, varsayım

Örnek:

He surmised that she was not interested in the offer.
Teklifle ilgilenmediğini tahmin etti.

suspect

/səˈspekt/

(noun) şüpheli;

(verb) şüphelenmek, sanmak, tahmin etmek;

(adjective) şüpheli

Örnek:

The police questioned the main suspect for hours.
Polis, ana şüpheliyi saatlerce sorguladı.

suppose

/səˈpoʊz/

(verb) varsaymak, sanmak, gerekmek

Örnek:

I suppose you're right.
Haklı olduğunu varsayıyorum.

supposition

/ˌsʌp.əˈzɪʃ.ən/

(noun) varsayım, tahmin, zan

Örnek:

His theory is based on a mere supposition.
Teorisi sadece bir varsayıma dayanıyor.

survey

/ˈsɝː.veɪ/

(noun) anket, araştırma, inceleme;

(verb) incelemek, gözden geçirmek, ölçmek

Örnek:

The architect conducted a survey of the building's structural integrity.
Mimar, binanın yapısal bütünlüğü hakkında bir inceleme yaptı.

toss

/tɑːs/

(verb) atmak, fırlatmak, dönüp durmak;

(noun) atış, fırlatma

Örnek:

He tossed the ball to his dog.
Topu köpeğine attı.

underestimate

/ˌʌn.dɚˈes.tə.meɪt/

(verb) küçümsemek, azımsamak

Örnek:

Never underestimate the power of a good book.
İyi bir kitabın gücünü asla küçümseme.

value judgment

/ˈvæl.juː ˌdʒʌdʒ.mənt/

(noun) değer yargısı, öznel değerlendirme

Örnek:

It's important to separate facts from value judgments.
Gerçekleri değer yargılarından ayırmak önemlidir.

warm

/wɔːrm/

(adjective) ılık, sıcak, samimi;

(verb) ısıtmak, ısınmak;

(adverb) sıcak bir şekilde, samimi bir şekilde

Örnek:

The sun felt warm on my skin.
Güneş tenimde ılık hissedildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren