Vücut İçinde Göz Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Vücut' içinde 'Göz' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈkɔːr.ɔɪd/
(noun) koroid
Örnek:
The choroid supplies blood and nutrients to the retina.
Koroid retinaya kan ve besin sağlar.
/ˈsɪl.i.er.i ˌbɑːd.i/
(noun) siliyer cisim
Örnek:
The ciliary body plays a crucial role in accommodation, allowing the eye to focus on objects at various distances.
Siliyer cisim, gözün farklı mesafelerdeki nesnelere odaklanmasını sağlayan akomodasyonda önemli bir rol oynar.
/ˈkɔːr.ni.ə/
(noun) kornea
Örnek:
The doctor examined the patient's cornea for scratches.
Doktor hastanın korneasını çizikler açısından inceledi.
/ˈfoʊ.vi.ə/
(noun) fovea, sarı nokta
Örnek:
The fovea is crucial for sharp, detailed vision.
Fovea, keskin ve detaylı görme için çok önemlidir.
/ˈaɪ.rɪs/
(noun) iris, gözbebeği, süsen
Örnek:
Her blue iris sparkled in the sunlight.
Mavi irisi güneş ışığında parladı.
/lenz/
(noun) mercek, lens, göz merceği;
(verb) mercek takmak, lensle donatmak
Örnek:
The camera has a high-quality lens.
Kameranın yüksek kaliteli bir merceği var.
/ˈmæk.jə.lə/
(noun) leke, makül, makula
Örnek:
The dermatologist examined the small macula on her arm.
Dermatolog kolundaki küçük lekeyi inceledi.
/ˈpjuː.pəl/
(noun) öğrenci, talebe, gözbebeği
Örnek:
The teacher praised the pupil for her excellent work.
Öğretmen, mükemmel çalışması için öğrenciyi övdü.
/ˈret.ən.ə/
(noun) retina
Örnek:
Light rays focus on the retina at the back of the eye.
Işık ışınları gözün arkasındaki retinada odaklanır.
/ˈsklɪr.ə/
(noun) sklera, göz akı
Örnek:
The doctor examined the patient's sclera for any signs of jaundice.
Doktor, hastanın sklerasını sarılık belirtileri açısından inceledi.
/ˈvɪt.ri.əs ˈhjuː.mər/
(noun) vitreus hümör
Örnek:
The surgeon carefully removed a portion of the vitreous humor during the eye operation.
Cerrah, göz ameliyatı sırasında vitreus hümörün bir kısmını dikkatlice çıkardı.
/ˈtɪr dʌkt/
(noun) gözyaşı kanalı
Örnek:
Her tear ducts were blocked, causing her eyes to water constantly.
Gözyaşı kanalları tıkalıydı, bu da gözlerinin sürekli sulanmasına neden oluyordu.
/ˈaɪ.bɑːl/
(noun) göz küresi;
(verb) gözden geçirmek, göz kararı yapmak
Örnek:
The doctor examined her eyeball for any signs of damage.
Doktor, hasar belirtileri için göz küresini inceledi.
/ˈaɪ.læʃ/
(noun) kirpik
Örnek:
She batted her long eyelashes at him.
Uzun kirpiklerini ona doğru kırpıştırdı.
/ˈaɪ.lɪd/
(noun) göz kapağı
Örnek:
She gently closed her eyelids as she fell asleep.
Uykuya dalarken nazikçe göz kapaklarını kapattı.
/ˈeɪkwiəs ˈhjuːmər/
(noun) aköz hümör
Örnek:
Glaucoma is often associated with increased pressure from the aqueous humor.
Glokom genellikle aköz hümörden kaynaklanan artan basınçla ilişkilidir.
/ˌkɑːn.dʒəŋkˈtaɪ.və/
(noun) konjonktiva
Örnek:
The doctor examined the patient's conjunctiva for signs of inflammation.
Doktor, hastanın konjonktivasını iltihap belirtileri açısından inceledi.