Avatar of Vocabulary Set Dış Vücut Kısımları

Vücut İçinde Dış Vücut Kısımları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Vücut' içinde 'Dış Vücut Kısımları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

nipple

/ˈnɪp.əl/

(noun) meme ucu, meme başı, nippel

Örnek:

The baby latched onto the mother's nipple.
Bebek annenin meme ucuna tutundu.

neck

/nek/

(noun) boyun, yaka;

(verb) öpüşmek, sevişmek

Örnek:

She wore a beautiful necklace around her neck.
Boynunda güzel bir kolye takıyordu.

back

/bæk/

(noun) sırt, arka, geri;

(adverb) geri, arkaya, tekrar;

(adjective) arka;

(verb) geri gitmek, desteklemek, arka çıkmak

Örnek:

He lay on his back, looking up at the stars.
Sırtüstü uzanmış, yıldızlara bakıyordu.

chest

/tʃest/

(noun) göğüs, sandık, kutu

Örnek:

He felt a sharp pain in his chest.
Göğsünde keskin bir ağrı hissetti.

belly

/ˈbel.i/

(noun) karın, göbek, alt kısım;

(verb) şişmek, kabarmak

Örnek:

He rubbed his belly after a big meal.
Büyük bir yemekten sonra karnını ovuşturdu.

belly button

/ˈbel.i ˌbʌt.ən/

(noun) göbek deliği

Örnek:

Babies have a cute little belly button.
Bebeklerin sevimli küçük bir göbek deliği vardır.

bosom

/ˈbʊz.əm/

(noun) göğüs, meme, kalp

Örnek:

She held the baby close to her bosom.
Bebeği göğsüne yakın tuttu.

breast

/brest/

(noun) meme, göğüs;

(verb) göğüslemek, aşmak

Örnek:

The baby nursed from its mother's breast.
Bebek annesinin göğsünden emdi.

bust

/bʌst/

(noun) göğüs, meme, büst;

(verb) patlamak, kırmak, tutuklamak;

(adjective) bozuk, hasarlı

Örnek:

The dress had a fitted bust.
Elbisenin oturan bir göğüs kısmı vardı.

cleavage

/ˈkliː.vɪdʒ/

(noun) dekolte, yarık, ayrılık

Örnek:

Her dress showed a lot of cleavage.
Elbisesi çok fazla dekolte gösteriyordu.

navel

/ˈneɪ.vəl/

(noun) göbek deliği, merkez, göbek

Örnek:

The baby's navel healed quickly after birth.
Bebeğin göbeği doğumdan sonra hızla iyileşti.

waist

/weɪst/

(noun) bel

Örnek:

She tied a belt around her waist.
Kemerini belinin etrafına bağladı.

Adam's apple

/ˌæd.əmz ˈæp.əl/

(noun) ademelması

Örnek:

He swallowed hard, his Adam's apple bobbing.
Zorlukla yutkundu, ademelması hareket etti.

small

/smɑːl/

(adjective) küçük, az, önemsiz;

(adverb) küçük, ince

Örnek:

She lives in a small house.
Küçük bir evde yaşıyor.

abdomen

/ˈæb.də.mən/

(noun) karın, abdomen

Örnek:

He felt a sharp pain in his abdomen.
Karnında keskin bir ağrı hissetti.

stomach

/ˈstʌm.ək/

(noun) mide, karın, batın;

(verb) tahammül etmek, katlanmak

Örnek:

My stomach hurts after eating too much.
Çok yedikten sonra midem ağrıyor.

buttocks

/ˈbʌt.əks/

(plural noun) kalça, popo

Örnek:

She landed hard on her buttocks.
Sertçe kalçalarının üzerine düştü.

crotch

/krɑːtʃ/

(noun) kasık, çatal, dallanma noktası

Örnek:

He pulled up his pants, adjusting the fabric around his crotch.
Pantolonunu yukarı çekti, kumaşı kasık bölgesinde ayarladı.

hip

/hɪp/

(noun) kalça;

(adjective) havalı, moda, trend;

(exclamation) hip

Örnek:

She put her hands on her hips and sighed.
Ellerini kalçalarına koydu ve iç çekti.

head

/hed/

(noun) baş, başkan, lider;

(verb) gitmek, yönelmek, yönetmek;

(adjective) baş, ön

Örnek:

She nodded her head in agreement.
Onaylayarak başını salladı.

midriff

/ˈmɪd.rɪf/

(noun) göbek, karın bölgesi

Örnek:

She wore a top that exposed her midriff.
Göbek bölgesini açıkta bırakan bir üst giydi.

limb

/lɪm/

(noun) uzuv, dal;

(verb) uzuvlarından ayırmak, sakatlamak

Örnek:

The accident resulted in the loss of a limb.
Kaza bir uzuv kaybına neden oldu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren