Hayvanlar İçinde Solucanlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Hayvanlar' içinde 'Solucanlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /wɝːm/
(noun) solucan, kurt, aşağılık kişi;
(verb) sürünmek, sıyrılmak, söktürmek
Örnek:
The early bird catches the worm.
Erken kalkan yol alır (doğrudan çeviri: Erken kalkan kuş solucanı yakalar).
/ˈlʌɡ.wɝːm/
(noun) kum solucanı, lugworm
Örnek:
Fishermen often dig for lugworms at low tide.
Balıkçılar gelgit çekildiğinde sık sık kum solucanı ararlar.
/ˈɝːθ.wɝːm/
(noun) solucan
Örnek:
The gardener found several earthworms while digging in the soil.
Bahçıvan toprağı kazarken birkaç solucan buldu.
/ˈsen.t̬ə.piːd/
(noun) çıyan
Örnek:
The gardener found a large centipede under the rock.
Bahçıvan kayanın altında büyük bir çıyan buldu.
/ˈflæt.wɝːm/
(noun) yassı solucan
Örnek:
The scientist studied the regeneration capabilities of the flatworm.
Bilim insanı yassı solucanın yenilenme yeteneklerini inceledi.
/ˈmɪl.ə.piːd/
(noun) kırkayak
Örnek:
The millipede slowly crawled across the leaf.
Kırkayak yaprağın üzerinden yavaşça süründü.
/ˈteɪp.wɝːm/
(noun) şerit solucanı, tenya
Örnek:
The veterinarian found a tapeworm in the dog's stool sample.
Veteriner, köpeğin dışkı örneğinde bir şerit solucanı buldu.
/ˈθrɛd.wɜrm/
(noun) kıl kurdu, iplik kurdu
Örnek:
The doctor diagnosed the child with a threadworm infection.
Doktor, çocuğa kıl kurdu enfeksiyonu teşhisi koydu.
/liːtʃ/
(noun) sülük, asalak, parazit;
(verb) sömürmek, asalaklık etmek
Örnek:
The doctor used a leech to reduce swelling.
Doktor şişliği azaltmak için bir sülük kullandı.
/ˈnemətoʊd/
(noun) nematod, yuvarlak solucan
Örnek:
The soil sample contained several types of nematodes.
Toprak örneği çeşitli nematod türleri içeriyordu.
/ˈkæt̬.ɚ.pɪl.ɚ/
(noun) tırtıl;
(trademark) Caterpillar, Caterpillar makineleri
Örnek:
The tiny caterpillar munched on a leaf.
Küçük tırtıl bir yaprağı kemirdi.
/ˈwʊd.wɝːm/
(noun) ağaç kurdu, tahta kurdu
Örnek:
The antique chest was badly damaged by woodworm.
Antika sandık ağaç kurdu tarafından ciddi şekilde hasar görmüştü.
/ˈhʊk.wɜːrm/
(noun) kancalı kurt
Örnek:
The doctor diagnosed the patient with a hookworm infection.
Doktor hastaya kancalı kurt enfeksiyonu teşhisi koydu.
/ˈraʊnd.wɝːm/
(noun) yuvarlak solucan, nematod
Örnek:
The doctor diagnosed the child with a roundworm infection.
Doktor, çocuğa yuvarlak solucan enfeksiyonu teşhisi koydu.
/ˈlɪv.ər ˌfluːk/
(noun) karaciğer kelebeği
Örnek:
The sheep was infected with liver fluke.
Koyun karaciğer kelebeği ile enfekte olmuştu.
/ˈɑːr.mi.wɜːrm/
(noun) ordu kurdu, tırtıl
Örnek:
The farmers were devastated by the armyworm infestation that destroyed their cornfields.
Çiftçiler, mısır tarlalarını yok eden ordu kurdu istilası yüzünden perişan oldular.
/ˈɡloʊ.wɝːm/
(noun) ateşböceği
Örnek:
We saw a glowworm shining brightly in the dark forest.
Karanlık ormanda parlak bir ateşböceği gördük.