Hayvanlar İçinde Deniz Hayvanları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Hayvanlar' içinde 'Deniz Hayvanları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /sɪˈteɪ.ʃən/
(noun) balina türü, deniz memelisi
Örnek:
Whales and dolphins are examples of cetaceans.
Balinalar ve yunuslar balina türlerine örnektir.
/ˈkɔːr.əl/
(noun) mercan;
(adjective) mercan rengi
Örnek:
The diver admired the vibrant coral reef.
Dalgıç, canlı mercan resifine hayran kaldı.
/ˈkʌt̬.əl.fɪʃ/
(noun) mürekkep balığı
Örnek:
The cuttlefish can change its skin color and texture to blend in with its surroundings.
Mürekkep balığı, çevresiyle uyum sağlamak için deri rengini ve dokusunu değiştirebilir.
/ˈdʒel.i.fɪʃ/
(noun) denizanası, pısırık, iradesiz kişi
Örnek:
We saw a beautiful jellyfish floating near the shore.
Kıyıya yakın yüzen güzel bir denizanası gördük.
/ˌpɔːrtʃʊˌɡiːz ˌmæn əv ˈwɔːr/
(noun) Portekiz savaş gemisi, deniz anası
Örnek:
Be careful when swimming in tropical waters; you might encounter a Portuguese man-of-war.
Tropikal sularda yüzerken dikkatli olun; bir Portekiz savaş gemisi ile karşılaşabilirsiniz.
/ˈɑːk.tə.pəs/
(noun) ahtapot
Örnek:
The octopus can change its color to blend in with its surroundings.
Ahtapot, çevresiyle uyum sağlamak için rengini değiştirebilir.
/ˈplæŋk.tən/
(noun) plankton
Örnek:
Whales feed on vast quantities of plankton.
Balinalar büyük miktarlarda planktonla beslenir.
/ˈpɑː.lɪp/
(noun) polip
Örnek:
The doctor found a small polyp during the colonoscopy.
Doktor kolonoskopi sırasında küçük bir polip buldu.
/siː ˈæn.ə.moʊ.ni/
(noun) deniz anemonu
Örnek:
The clownfish found shelter among the stinging tentacles of the sea anemone.
Palyaço balığı, deniz anemonunun sokan dokunaçları arasında barınak buldu.
/ˈsiː.hɔːrs/
(noun) denizatı
Örnek:
The diver spotted a tiny seahorse clinging to the coral.
Dalgıç, mercana tutunmuş minik bir denizatı gördü.
/spʌndʒ/
(noun) sünger, asalak, parazit;
(verb) emmek, sünger gibi çekmek, asalaklık etmek
Örnek:
Please wipe the counter with a damp sponge.
Lütfen tezgahı nemli bir süngerle silin.
/skwɪd/
(noun) kalamar
Örnek:
The fisherman caught a large squid.
Balıkçı büyük bir kalamar yakaladı.
/ˈstɑːr.fɪʃ/
(noun) denizyıldızı
Örnek:
We saw a beautiful orange starfish clinging to the rocks.
Kayalara yapışmış güzel bir turuncu denizyıldızı gördük.
/ˌzoʊ.əˈplæŋk.tən/
(noun) zooplankton
Örnek:
The ocean is teeming with tiny zooplankton.
Okyanus minik zooplanktonlarla dolu.
/ˈspɜːrm ˌweɪl/
(noun) ispermeçet balinası
Örnek:
The sperm whale is known for its deep dives.
İspinoz balinası derin dalışlarıyla bilinir.
/ˈnɑːr.wəl/
(noun) narval
Örnek:
The narwhal is often called the 'unicorn of the sea' due to its distinctive tusk.
Narval, kendine özgü dişi nedeniyle sık sık 'deniz gergedanı' olarak adlandırılır.
/ˈhʌmp.bæk ˌweɪl/
(noun) kambur balina
Örnek:
We saw a magnificent humpback whale breaching near the coast.
Sahile yakın bir yerde muhteşem bir kambur balinanın sıçradığını gördük.
/ˈsiː ˌɝː.tʃɪn/
(noun) deniz kestanesi
Örnek:
Be careful not to step on a sea urchin when walking on the beach.
Sahilde yürürken deniz kestanesine basmamaya dikkat et.
/welk/
(noun) deniz salyangozu, whelk
Örnek:
The fisherman caught a large whelk in his net.
Balıkçı ağında büyük bir deniz salyangozu yakaladı.
/ˈsiː ˌkjuː.kʌm.bər/
(noun) deniz hıyarı
Örnek:
The diver spotted a colorful sea cucumber on the coral reef.
Dalgıç mercan resifinde renkli bir deniz hıyarı gördü.