Avatar of Vocabulary Set Evcilleştirilmiş Hayvanlar

Hayvanlar İçinde Evcilleştirilmiş Hayvanlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Evcilleştirilmiş Hayvanlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

donkey

/ˈdɑːŋ.ki/

(noun) eşek, aptal

Örnek:

The farmer used a donkey to carry the heavy sacks.
Çiftçi ağır çuvalları taşımak için bir eşek kullandı.

goose

/ɡuːs/

(noun) kaz, aptal, budala;

(verb) dürtmek, itmek, hızlandırmak

Örnek:

The farmer kept a flock of geese.
Çiftçi bir sürü kaz besliyordu.

sheep

/ʃiːp/

(noun) koyun, sürüye uyan kimse

Örnek:

The farmer led his flock of sheep to the pasture.
Çiftçi koyun sürüsünü otlağa götürdü.

camel

/ˈkæm.əl/

(noun) deve

Örnek:

The caravan of merchants rode their camels across the desert.
Tüccar kervanı develerine binerek çölü geçti.

Shetland pony

/ˈʃet.lənd ˈpoʊ.ni/

(noun) Shetland midillisi

Örnek:

The children enjoyed riding the gentle Shetland pony at the fair.
Çocuklar fuarda nazik Shetland midillisine binmekten keyif aldılar.

alpaca

/ælˈpæk.ə/

(noun) alpaka

Örnek:

The soft sweater was made from alpaca wool.
Yumuşak kazak alpaka yününden yapılmıştı.

dog

/dɑːɡ/

(noun) köpek, tembel;

(verb) takip etmek, peşini bırakmamak

Örnek:

My neighbor's dog barks loudly every morning.
Komşumun köpeği her sabah yüksek sesle havlar.

rabbit

/ˈræb.ɪt/

(noun) tavşan;

(verb) gevezelik etmek, boş konuşmak

Örnek:

The rabbit hopped across the field.
Tavşan tarlada zıpladı.

cat

/kæt/

(noun) kedi, adam, herif;

(verb) kaldırmak, çekmek

Örnek:

My cat loves to chase laser pointers.
Kedim lazer işaretçilerini kovalamayı sever.

llama

/ˈlɑː.mə/

(noun) lama

Örnek:

The llama carried the heavy load up the mountain path.
Lama, ağır yükü dağ yolundan yukarı taşıdı.

pig

/pɪɡ/

(noun) domuz, pisboğaz, pislik;

(verb) tıka basa yemek, oburca yemek

Örnek:

The farmer raised a lot of pigs for their meat.
Çiftçi etleri için çok sayıda domuz yetiştirdi.

hog

/hɑːɡ/

(noun) domuz, motosiklet, Harley-Davidson;

(verb) tek başına kullanmak, ele geçirmek

Örnek:

The farmer raised several hogs for market.
Çiftçi pazar için birkaç domuz yetiştirdi.

mule

/mjuːl/

(noun) katır, terlik, arkası açık ayakkabı

Örnek:

The farmer used a mule to carry heavy loads up the mountain.
Çiftçi, dağa ağır yükleri taşımak için bir katır kullandı.

angora

/æŋˈɡɔːr.ə/

(noun) angora, angora keçisi, angora tavşanı;

(adjective) angora, angoradan yapılmış

Örnek:

The sweater was made of soft angora.
Kazak yumuşak angoradan yapılmıştı.

goat

/ɡoʊt/

(noun) keçi, GOAT, Tüm Zamanların En İyisi

Örnek:

The farmer led the goat back to its pen.
Çiftçi keçiyi ağılına geri götürdü.

duck

/dʌk/

(noun) ördek;

(verb) eğilmek, kaçınmak

Örnek:

The duck swam gracefully across the pond.
Ördek gölette zarifçe yüzdü.

bunny

/ˈbʌn.i/

(noun) tavşan, yavru tavşan

Örnek:

The little girl loved her fluffy pet bunny.
Küçük kız tüylü evcil tavşanını çok seviyordu.

guinea pig

/ˈɡɪn.i ˌpɪɡ/

(noun) kobay, denek

Örnek:

My sister got a new guinea pig for her birthday.
Kız kardeşim doğum gününde yeni bir kobay aldı.

horse

/hɔːrs/

(noun) at, sehpa, destek;

(verb) at sağlamak, atlarla çekmek

Örnek:

The knight rode his horse into battle.
Şövalye atına binerek savaşa girdi.

mouser

/ˈmaʊ.sɚ/

(noun) fare avcısı, fare yakalayan kedi

Örnek:

Our barn cat is an excellent mouser, keeping the rodent population under control.
Ahır kedimiz mükemmel bir fare avcısıdır, kemirgen popülasyonunu kontrol altında tutar.

pussy

/ˈpʊs.i/

(noun) kedicik, kedi, ödlek;

(adjective) ödlek, korkak

Örnek:

Look at the cute little pussy!
Şu sevimli küçük kediciğe bak!

kitty

/ˈkɪt̬.i/

(noun) kedicik, kedi, ortak hesap

Örnek:

The children loved playing with the cute little kitty.
Çocuklar sevimli küçük kedicikle oynamayı çok severdi.

pussycat

/ˈpʊs.i.kæt/

(noun) kedicik, kedi, pısırık

Örnek:

Our little pussycat loves to play with string.
Küçük kediciğimiz iple oynamayı sever.

alley cat

/ˈæl.i ˌkæt/

(noun) sokak kedisi, evsiz kedi

Örnek:

The scruffy alley cat darted across the street.
Bakımsız sokak kedisi sokağın karşısına fırladı.

kitty-cat

/ˈkɪt.i.kæt/

(noun) kedicik, kedi

Örnek:

Look at the cute little kitty-cat playing with the ball of yarn.
Yün yumağıyla oynayan sevimli küçük kediciğe bak.

house cat

/ˈhaʊs ˌkæt/

(noun) ev kedisi

Örnek:

Our house cat loves to nap in sunbeams.
Ev kedimiz güneş ışığında şekerleme yapmayı sever.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren