Avatar of Vocabulary Set Trenler

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Trenler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Trenler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

comprehensive

/ˌkɑːm.prəˈhen.sɪv/

(adjective) kapsamlı, detaylı

Örnek:

The report provides a comprehensive overview of the market.
Rapor, pazarın kapsamlı bir genel bakışını sunmaktadır.

deluxe

/dɪˈlʌks/

(adjective) lüks, delüks

Örnek:

We stayed in a deluxe suite with a view of the ocean.
Okyanus manzaralı lüks bir süitte kaldık.

directory

/dɪˈrek.tɚ.i/

(noun) rehber, dizin, katalog

Örnek:

I looked up her number in the phone directory.
Numarasını telefon rehberinden buldum.

duration

/duːˈreɪ.ʃən/

(noun) süre, müddet, devam süresi

Örnek:

The duration of the flight was six hours.
Uçuşun süresi altı saatti.

entitle

/ɪnˈtaɪ.t̬əl/

(verb) hak vermek, yetki vermek, başlık koymak

Örnek:

The pass entitles you to free entry.
Geçiş kartı size ücretsiz giriş hakkı verir.

fare

/fer/

(noun) ücret, tarife, yemek;

(verb) performans göstermek, gitmek

Örnek:

Bus fares have increased recently.
Otobüs ücretleri son zamanlarda arttı.

offset

/ˌɑːfˈset/

(noun) denge, telafi;

(verb) dengelemek, telafi etmek

Örnek:

The extra cost was an offset by the increased sales.
Ek maliyet, artan satışlarla dengelenmiştir.

operate

/ˈɑː.pə.reɪt/

(verb) işletmek, çalıştırmak, faaliyet göstermek

Örnek:

Can you show me how to operate this new coffee machine?
Bu yeni kahve makinesini nasıl çalıştıracağımı gösterebilir misiniz?

punctually

/ˈpʌŋk.tʃu.ə.li/

(adverb) zamanında, dakik olarak

Örnek:

The train arrived punctually at 7:00 AM.
Tren sabah 7:00'de tam zamanında geldi.

relatively

/ˈrel.ə.t̬ɪv.li/

(adverb) nispeten, göreceli olarak

Örnek:

The cost of living in this city is relatively high.
Bu şehirde yaşam maliyeti nispeten yüksek.

remainder

/rɪˈmeɪn.dɚ/

(noun) geri kalan, artık, kalan

Örnek:

He spent the remainder of his life in peace.
Hayatının geri kalanını huzur içinde geçirdi.

remote

/rɪˈmoʊt/

(adjective) uzak, ıssız, düşük;

(noun) uzaktan kumanda, kumanda

Örnek:

The village is located in a remote area.
Köy uzak bir bölgede yer alıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren