Avatar of Vocabulary Set Eczacılık

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Eczacılık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Eczacılık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

consult

/kənˈsʌlt/

(verb) danışmak, fikir almak, istişare etmek

Örnek:

You should consult a doctor about your symptoms.
Belirtileriniz hakkında bir doktora danışmalısınız.

control

/kənˈtroʊl/

(noun) kontrol, denetim, kumanda;

(verb) kontrol etmek, yönetmek, kısıtlamak

Örnek:

She has excellent control over her emotions.
Duyguları üzerinde mükemmel bir kontrolü var.

convenient

/kənˈviː.ni.ənt/

(adjective) uygun, elverişli, kullanışlı

Örnek:

It's very convenient to have a supermarket nearby.
Yakında bir süpermarket olması çok uygun.

detect

/dɪˈtekt/

(verb) tespit etmek, bulmak, saptamak

Örnek:

The system can detect even the smallest changes.
Sistem en küçük değişiklikleri bile tespit edebilir.

factor

/ˈfæk.tɚ/

(noun) faktör, etken, çarpan;

(verb) hesaba katmak, dahil etmek, çarpanlarına ayırmak

Örnek:

Cost was a major factor in our decision.
Maliyet, kararımızda önemli bir faktördü.

interaction

/ˌɪn.t̬ɚˈræk.ʃən/

(noun) etkileşim, karşılıklı etki

Örnek:

The interaction between the two chemicals caused an explosion.
İki kimyasal arasındaki etkileşim bir patlamaya neden oldu.

limit

/ˈlɪm.ɪt/

(noun) limit, sınır, maksimum;

(verb) sınırlamak, kısıtlamak

Örnek:

There's a speed limit on this road.
Bu yolda hız limiti var.

monitor

/ˈmɑː.nə.t̬ɚ/

(noun) monitör, ekran, varan;

(verb) izlemek, gözlemlemek

Örnek:

The nurse checked the patient's vital signs on the monitor.
Hemşire hastanın hayati belirtilerini monitörden kontrol etti.

potential

/poʊˈten.ʃəl/

(adjective) potansiyel;

(noun) potansiyel, yetenek

Örnek:

He is a potential candidate for the job.
İş için potansiyel bir adaydır.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

sense

/sens/

(noun) duyu, his, duygu;

(verb) hissetmek, sezmek

Örnek:

Our five senses help us understand the world.
Beş duyumuz dünyayı anlamamıza yardımcı olur.

volunteer

/ˌvɑː.lənˈtɪr/

(noun) gönüllü;

(verb) gönüllü olmak, teklif etmek

Örnek:

Many volunteers helped clean up the park.
Birçok gönüllü parkı temizlemeye yardım etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren