Avatar of Vocabulary Set Müzik

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Müzik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Müzik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

available

/əˈveɪ.lə.bəl/

(adjective) mevcut, kullanılabilir

Örnek:

The book is available at the library.
Kitap kütüphanede mevcut.

broaden

/ˈbrɑː.dən/

(verb) genişletmek, genişlemek

Örnek:

The river broadens as it approaches the sea.
Nehir denize yaklaştıkça genişler.

category

/ˈkæt̬.ə.ɡri/

(noun) kategori, sınıf

Örnek:

The books are organized into different categories.
Kitaplar farklı kategorilere ayrılmıştır.

disparate

/ˈdɪs.pɚ.ət/

(adjective) farklı, ayrı, benzer olmayan

Örnek:

The two cultures were so disparate that communication was difficult.
İki kültür o kadar farklıydı ki iletişim zordu.

divide

/dɪˈvaɪd/

(verb) bölmek, ayırmak;

(noun) ayrım, sınır

Örnek:

We need to divide the cake into equal slices.
Pastayı eşit dilimlere ayırmamız gerekiyor.

favor

/ˈfeɪ.vɚ/

(noun) iyilik, lütuf, destek;

(verb) tercih etmek, kayırmak, desteklemek

Örnek:

Could you do me a favor and pick up my mail?
Bana bir iyilik yapıp postamı alabilir misin?

instinct

/ˈɪn.stɪŋkt/

(noun) içgüdü, sezgi, içgörü

Örnek:

Birds build nests by instinct.
Kuşlar yuvalarını içgüdüsel olarak yapar.

prefer

/prɪˈfɝː/

(verb) tercih etmek

Örnek:

I prefer coffee to tea.
Çaya kahveyi tercih ederim.

reason

/ˈriː.zən/

(noun) neden, sebep, akıl;

(verb) akıl yürütmek, mantık yürütmek

Örnek:

The reason for his absence was illness.
Yokluğunun nedeni hastalıktı.

relaxation

/ˌriː.lækˈseɪ.ʃən/

(noun) rahatlama, gevşeme, eğlence

Örnek:

After a long week, I need some serious relaxation.
Uzun bir haftadan sonra ciddi bir rahatlamaya ihtiyacım var.

taste

/teɪst/

(noun) tat, lezzet, zevki;

(verb) tatmak, denemek, tadında olmak

Örnek:

The soup has a delicious taste.
Çorbanın lezzetli bir tadı var.

urge

/ɝːdʒ/

(noun) istek, dürtü, arzu;

(verb) şiddetle tavsiye etmek, teşvik etmek, zorlamak

Örnek:

He felt a sudden urge to travel.
Aniden seyahat etme isteği duydu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren