Avatar of Vocabulary Set Başvuru ve Mülakat

TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Başvuru ve Mülakat Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Başvuru ve Mülakat' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ability

/əˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) yetenek, beceri

Örnek:

She has the ability to learn new languages quickly.
Yeni dilleri hızlı öğrenme yeteneği var.

apply

/əˈplaɪ/

(verb) başvurmak, müracaat etmek, sürmek

Örnek:

You should apply for the job by Friday.
Cuma gününe kadar işe başvurmalısın.

background

/ˈbæk.ɡraʊnd/

(noun) arka plan, geçmiş, eğitim

Örnek:

The mountains in the background added to the beauty of the landscape.
Arka plandaki dağlar manzaranın güzelliğine güzellik kattı.

be ready for

/bi ˈred.i fɔːr/

(phrase) hazır olmak, hazırlıklı olmak, istekli olmak

Örnek:

You need to be ready for anything when you travel alone.
Yalnız seyahat ederken her şeye hazır olmalısın.

call in

/kɔːl ɪn/

(phrasal verb) başvurmak, geri çağırmak, işe gelemeyeceğini bildirmek

Örnek:

We had to call in a specialist to fix the complex issue.
Karmaşık sorunu çözmek için bir uzmana başvurmak zorunda kaldık.

confidence

/ˈkɑːn.fə.dəns/

(noun) güven, kendine güven, özgüven

Örnek:

She has great confidence in her team's abilities.
Takımının yeteneklerine büyük güven duyuyor.

constantly

/ˈkɑːn.stənt.li/

(adverb) sürekli, devamlı

Örnek:

The weather here is constantly changing.
Buradaki hava sürekli değişiyor.

expert

/ˈek.spɝːt/

(noun) uzman, bilirkişi;

(adjective) uzman, ehil

Örnek:

She is an expert in ancient history.
Antik tarih konusunda bir uzmandır.

follow up

/ˈfɑloʊ ʌp/

(phrasal verb) takip etmek, devam etmek

Örnek:

I need to follow up on that email I sent yesterday.
Dün gönderdiğim o e-postayı takip etmem gerekiyor.

hesitant

/ˈhez.ə.tənt/

(adjective) tereddütlü, kararsız

Örnek:

She was hesitant to accept the new job offer.
Yeni iş teklifini kabul etmekte tereddütlüydü.

present

/ˈprez.ənt/

(noun) hediye, armağan, şimdiki zaman;

(adjective) mevcut, şimdiki;

(verb) sunmak, takdim etmek, vermek

Örnek:

She received a beautiful present for her birthday.
Doğum günü için güzel bir hediye aldı.

weakly

/ˈwiːk.li/

(adverb) zayıfça, güçsüzce

Örnek:

He smiled weakly after the long illness.
Uzun hastalıktan sonra zayıfça gülümsedi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren