Avatar of Vocabulary Set 900 Puan

25. Gün - Sürüş İçinde 900 Puan Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'25. Gün - Sürüş' içinde '900 Puan' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

be towed away

/biː toʊd əˈweɪ/

(phrase) çekilmek

Örnek:

If you park in front of the hydrant, your car will be towed away.
Yangın musluğunun önüne park ederseniz aracınız çekilir.

bicycle rack

/ˈbaɪ.sə.kəl ræk/

(noun) bisiklet park yeri, bisiklet taşıyıcı

Örnek:

Please lock your bike to the bicycle rack outside the library.
Lütfen bisikletinizi kütüphanenin dışındaki bisiklet park yerine kilitleyin.

carriage

/ˈker.ɪdʒ/

(noun) fayton, vagon, kompartıman

Örnek:

The royal family arrived in a magnificent horse-drawn carriage.
Kraliyet ailesi muhteşem bir atlı faytonla geldi.

fuel-efficient

/ˈfjuːəl ɪˌfɪʃ.ənt/

(adjective) yakıt verimli, ekonomik

Örnek:

Modern cars are designed to be more fuel-efficient.
Modern arabalar daha yakıt verimli olacak şekilde tasarlanmıştır.

navigate

/ˈnæv.ə.ɡeɪt/

(verb) yönlendirmek, seyretmek, ilerlemek

Örnek:

The captain had to navigate the ship through the narrow channel.
Kaptan gemiyi dar kanaldan yönlendirmek zorundaydı.

overnight express

/ˌoʊ.vɚ.naɪt ɪkˈspres/

(noun) gecelik ekspres, ertesi gün teslimat

Örnek:

I sent the documents via overnight express to ensure they arrive tomorrow.
Yarın ulaşmalarını sağlamak için belgeleri gecelik ekspres ile gönderdim.

pass by

/pæs baɪ/

(phrasal verb) geçip gitmek, yanından geçmek

Örnek:

A car just passed by our house.
Bir araba az önce evimizin önünden geçti.

passer-by

/ˌpæs.ərˈbaɪ/

(noun) yoldan geçen kimse

Örnek:

The accident was witnessed by a passer-by.
Kazaya bir yoldan geçen tanık oldu.

pave

/peɪv/

(verb) döşemek, kaldırım yapmak, yol açmak

Örnek:

They decided to pave the driveway with cobblestones.
Garaj yolunu Arnavut kaldırımıyla döşemeye karar verdiler.

pedestrian

/pəˈdes.tri.ən/

(noun) yaya;

(adjective) sıradan, sıkıcı, basit

Örnek:

The traffic light turned red, allowing pedestrians to cross.
Trafik ışığı kırmızıya döndü, yayaların geçmesine izin verdi.

pull into

/pʊl ˈɪn.tuː/

(phrasal verb) girmek, yanaşmak

Örnek:

The car pulled into the driveway.
Araba garaj yoluna girdi.

sidewalk

/ˈsaɪd.wɑːk/

(noun) kaldırım

Örnek:

Please walk on the sidewalk, not in the street.
Lütfen kaldırımda yürüyün, yolda değil.

specialist

/ˈspeʃ.əl.ɪst/

(noun) uzman, mütehassıs;

(adjective) uzmanlık, özel

Örnek:

She is a specialist in ancient Roman history.
Antik Roma tarihi konusunda bir uzmandır.

spoke

/spoʊk/

streetcar

/ˈstriːt.kɑːr/

(noun) tramvay

Örnek:

We took the streetcar to the downtown market.
Şehir merkezindeki pazara tramvayla gittik.

towing service

/ˈtoʊ.ɪŋ ˌsɝː.vɪs/

(noun) çekici servisi, yol yardım

Örnek:

My car broke down on the highway, so I had to call a towing service.
Arabam otoyolda bozuldu, bu yüzden bir çekici servisi çağırmak zorunda kaldım.

wagon

/ˈwæɡ.ən/

(noun) vagon, araba, çocuk arabası

Örnek:

The farmer loaded hay onto the wagon.
Çiftçi samanı vagona yükledi.

bear

/ber/

(noun) ayı;

(verb) taşımak, dayanmak, doğurmak

Örnek:

A grizzly bear was spotted near the campsite.
Kamp alanının yakınında bir boz ayı görüldü.

emphatic

/emˈfæt̬.ɪk/

(adjective) vurgulu, kesin, açık

Örnek:

She made an emphatic denial of the accusations.
Suçlamaları kesin bir dille reddetti.

hastily

/ˈheɪ.stəl.i/

(adverb) aceleyle, hızla, ivedilikle

Örnek:

She hastily packed her bags and left.
Çantalarını aceleyle topladı ve gitti.

inconveniently

/ˌɪn.kənˈviːn.jənt.li/

(adverb) uygunsuz bir şekilde, zahmetli bir biçimde

Örnek:

The meeting was inconveniently scheduled for a Sunday morning.
Toplantı uygunsuz bir şekilde Pazar sabahına planlanmıştı.

necessitate

/nəˈses.ə.teɪt/

(verb) gerektirmek, zorunlu kılmak

Örnek:

The new policy will necessitate a change in our procedures.
Yeni politika, prosedürlerimizde bir değişikliği gerektirecektir.

opposition

/ˌɑː.pəˈzɪʃ.ən/

(noun) muhalefet, direniş, muhalefet partisi

Örnek:

There was strong opposition to the new policy.
Yeni politikaya karşı güçlü bir muhalefet vardı.

ridership

/ˈraɪ.dɚ.ʃɪp/

(noun) yolcu sayısı, kullanım oranı

Örnek:

The new bus route has seen a significant increase in ridership.
Yeni otobüs hattında yolcu sayısı önemli ölçüde arttı.

surround

/səˈraʊnd/

(verb) çevrelemek, kuşatmak

Örnek:

The police quickly surrounded the building.
Polis binayı hızla kuşattı.

compact car

/ˈkɑːm.pækt kɑːr/

(noun) kompakt araba

Örnek:

A compact car is much easier to park in the city.
Kompakt bir arabayı şehirde park etmek çok daha kolaydır.

conform to

/kənˈfɔrm tu/

(phrasal verb) uymak, uygun olmak, riayet etmek

Örnek:

All products must conform to safety regulations.
Tüm ürünler güvenlik yönetmeliklerine uymalıdır.

drawbridge

/ˈdrɑː.brɪdʒ/

(noun) kaldırılabilir köprü, açılır köprü

Örnek:

The castle's drawbridge was lowered for the royal procession.
Kalenin kaldırılabilir köprüsü kraliyet alayı için indirildi.

give off

/ɡɪv ɔf/

(phrasal verb) yaymak, çıkarmak, vermek

Örnek:

The flowers give off a sweet scent.
Çiçekler tatlı bir koku yayıyor.

gratuity

/ɡrəˈtuː.ə.t̬i/

(noun) bahşiş, ikramiye, kıdem tazminatı

Örnek:

The waiter received a generous gratuity for his excellent service.
Garson, mükemmel hizmeti için cömert bir bahşiş aldı.

ramp

/ræmp/

(noun) rampa, eğim;

(verb) artırmak, hızlandırmak

Örnek:

The wheelchair ramp made the building accessible.
Tekerlekli sandalye rampası binayı erişilebilir hale getirdi.

refurbish

/ˌriːˈfɝː.bɪʃ/

(verb) yenilemek, restore etmek

Örnek:

We plan to refurbish the old house next summer.
Gelecek yaz eski evi yenilemeyi planlıyoruz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren