Avatar of Vocabulary Set Coğrafya ve Oşinografi

SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi İçinde Coğrafya ve Oşinografi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi' içinde 'Coğrafya ve Oşinografi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

geographer

/dʒiˈɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) coğrafyacı

Örnek:

The geographer mapped the changes in the coastline over the last century.
Coğrafyacı, son yüzyıldaki kıyı şeridi değişikliklerini haritalandırdı.

meteorologist

/ˌmiː.t̬i.əˈrɑː.lə.dʒɪst/

(noun) meteorolog, hava tahmincisi

Örnek:

The meteorologist predicted heavy rainfall for tomorrow.
Meteorolog yarın için şiddetli yağmur tahmin etti.

hemisphere

/ˈhem.ə.sfɪr/

(noun) yarımküre

Örnek:

The Amazon rainforest is primarily located in the Southern Hemisphere.
Amazon yağmur ormanları ağırlıklı olarak Güney Yarımküre'de yer almaktadır.

stratosphere

/ˈstræt̬.ə.sfɪr/

(noun) stratosfer, zirve, en yüksek seviye

Örnek:

The ozone layer is located in the stratosphere.
Ozon tabakası stratosferde bulunur.

deforestation

/diːˌfɔːr.əˈsteɪ.ʃən/

(noun) ormansızlaşma, ağaç kesimi

Örnek:

Deforestation is a major cause of climate change.
Ormansızlaşma iklim değişikliğinin önemli bir nedenidir.

topographical

/ˌtɑː.pəˈɡræf.ɪ.kəl/

(adjective) topografik

Örnek:

The hikers studied a topographical map before starting their journey.
Yürüyüşçüler yolculuğa başlamadan önce topografik bir haritayı incelediler.

latitude

/ˈlæt̬.ə.tuːd/

(noun) enlem, serbestlik, hareket alanı

Örnek:

The city is located at 34 degrees north latitude.
Şehir 34 derece kuzey enleminde yer almaktadır.

subterranean

/ˌsʌb.təˈreɪ.ni.ən/

(adjective) yeraltı, gizli, örtülü

Örnek:

The city has a vast subterranean network of tunnels.
Şehrin geniş bir yeraltı tünel ağı var.

boreal

/ˈbɔːr.i.əl/

(adjective) boreal, kuzey

Örnek:

The boreal forest is home to many species of wildlife.
Boreal ormanlar birçok yaban hayatı türüne ev sahipliği yapar.

landmass

/ˈlænd.mæs/

(noun) kara parçası, kıta

Örnek:

Eurasia is the largest landmass on Earth.
Avrasya, Dünya'daki en büyük kara parçasıdır.

glacier

/ˈɡleɪ.ʃɚ/

(noun) buzul

Örnek:

The massive glacier slowly carved out the valley over millennia.
Devasa buzul, binlerce yıl boyunca vadiyi yavaşça oydu.

aquifer

/ˈɑːkwə.fɚ/

(noun) akifer, yeraltı suyu tabakası

Örnek:

The town relies on a large aquifer for its water supply.
Kasaba su temini için büyük bir akifere güveniyor.

overseas

/ˌoʊ.vɚˈsiːz/

(adverb) yurt dışında, yurt dışına;

(adjective) yurt dışı, denizaşırı

Örnek:

He spent several years working overseas.
Birkaç yıl yurt dışında çalıştı.

alpine

/ˈæl.paɪn/

(adjective) alp, dağlık, Alp

Örnek:

The region is known for its stunning alpine scenery.
Bölge, çarpıcı alp manzaralarıyla tanınır.

the outback

/ði ˈaʊt.bæk/

(noun) Avustralya'nın iç kesimleri, outback

Örnek:

They spent three months traveling through the outback.
Üç ayı Avustralya'nın iç kesimlerinde seyahat ederek geçirdiler.

highlands

/ˈhaɪ.ləndz/

(plural noun) yaylalar, dağlık bölgeler

Örnek:

The Scottish Highlands are known for their stunning natural beauty.
İskoç Yaylaları, çarpıcı doğal güzellikleriyle bilinir.

atmospheric

/ˌæt.məsˈfer.ɪk/

(adjective) atmosferik, havalı

Örnek:

The planet has a thick atmospheric layer.
Gezegenin kalın bir atmosferik tabakası var.

landfill

/ˈlænd.fɪl/

(noun) çöp depolama alanı, çöp sahası;

(verb) depolamak, gömmek

Örnek:

The city's waste is transported to a large landfill site.
Şehrin atıkları büyük bir çöp depolama alanına taşınıyor.

oceanographer

/ˌoʊ.ʃəˈnɑː.ɡrə.fɚ/

(noun) okyanus bilimci, oseanograf

Örnek:

The oceanographer collected water samples to study the effects of climate change.
Okyanus bilimci, iklim değişikliğinin etkilerini incelemek için su örnekleri topladı.

bathypelagic

/ˌbæθ.i.pəˈlædʒ.ɪk/

(adjective) batipelajik

Örnek:

The anglerfish is a well-known inhabitant of the bathypelagic zone.
Fener balığı, batipelajik bölgenin iyi bilinen bir sakinidir.

reservoir

/ˈrez.ɚ.vwɑːr/

(noun) rezervuar, baraj gölü, depo

Örnek:

The city's water supply comes from a large reservoir.
Şehrin su kaynağı büyük bir rezervuardan gelmektedir.

riparian

/raɪˈper.i.ən/

(adjective) nehir kıyısı, akarsu kenarı

Örnek:

The conservation group is working to restore the riparian habitat along the creek.
Koruma grubu, dere boyunca nehir kıyısı habitatını restore etmek için çalışıyor.

water column

/ˈwɔː.t̬ɚ ˌkɑː.ləm/

(noun) su sütunu

Örnek:

Scientists study the water column to understand how nutrients move through the ocean.
Bilim insanları, besin maddelerinin okyanusta nasıl hareket ettiğini anlamak için su sütununu inceliyorlar.

seaboard

/ˈsiː.bɔːrd/

(noun) kıyı şeridi, deniz kıyısı

Örnek:

The eastern seaboard of the United States is densely populated.
Amerika Birleşik Devletleri'nin doğu kıyı şeridi yoğun nüfusludur.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren