Yönetim ve İnsan Kaynakları İçinde Eğitim ve Gelişim Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Yönetim ve İnsan Kaynakları' içinde 'Eğitim ve Gelişim' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈtreɪ.nɪŋ/
(noun) eğitim, antrenman
Örnek:
The company provides extensive training for new employees.
Şirket, yeni çalışanlar için kapsamlı eğitim sağlar.
/dɪˈvel.əp.mənt/
(noun) gelişim, gelişme, olay
Örnek:
The development of new technologies is crucial for economic growth.
Yeni teknolojilerin gelişimi ekonomik büyüme için çok önemlidir.
/kəˈrɪr dɪˈvel.əp.mənt/
(noun) kariyer gelişimi, mesleki gelişim
Örnek:
Investing in career development is crucial for long-term success.
Kariyer gelişimine yatırım yapmak uzun vadeli başarı için çok önemlidir.
/pərˈfɔːr.məns əˈpreɪ.zəl/
(noun) performans değerlendirmesi, iş performansı değerlendirmesi
Örnek:
My annual performance appraisal is scheduled for next week.
Yıllık performans değerlendirmem gelecek hafta için planlandı.
/ˈtreɪnɪŋ niːdz əˈnælɪsɪs/
(noun) eğitim ihtiyaç analizi
Örnek:
The HR department conducted a training needs analysis to identify skill gaps among employees.
İK departmanı, çalışanlar arasındaki beceri eksikliklerini belirlemek için bir eğitim ihtiyaç analizi yaptı.
/ˈiː.lɜːr.nɪŋ/
(noun) e-öğrenme, elektronik öğrenme
Örnek:
Many universities now offer e-learning courses.
Birçok üniversite artık e-öğrenme kursları sunuyor.
/ˈkoʊ.tʃɪŋ/
(noun) koçluk, eğitim, kişisel gelişim
Örnek:
His excellent coaching led the team to victory.
Mükemmel koçluğu takımı zafere taşıdı.
/ˈmen.tɔː.rɪŋ/
(noun) mentorluk, rehberlik
Örnek:
The company offers a mentoring program for new employees.
Şirket, yeni çalışanlar için bir mentorluk programı sunuyor.
/ˌtreɪˈniː/
(noun) stajyer, eğitim gören
Örnek:
The new trainee is learning quickly.
Yeni stajyer hızla öğreniyor.
/ɪnˈstrʌk.tɚ/
(noun) eğitmen, öğretmen
Örnek:
The yoga instructor demonstrated the pose.
Yoga eğitmeni pozu gösterdi.
/ˈtreɪ.nɚ/
(noun) eğitmen, antrenör, spor ayakkabısı
Örnek:
The horse's trainer prepared it for the race.
Atın eğitmeni onu yarışa hazırladı.
/ˈmen.tɔːr/
(noun) mentor, akıl hocası;
(verb) mentorluk yapmak, rehberlik etmek
Örnek:
She found a great mentor who guided her through her career.
Kariyeri boyunca ona rehberlik eden harika bir mentor buldu.
/koʊtʃ/
(noun) antrenör, koç, otobüs;
(verb) antrenörlük yapmak, koçluk yapmak
Örnek:
The football coach motivated his team.
Futbol antrenörü takımını motive etti.
/əˈɡriː.mənt/
(noun) anlaşma, mutabakat, uzlaşma
Örnek:
We reached an agreement on the terms of the contract.
Sözleşme şartları üzerinde bir anlaşmaya vardık.