Muhasebe - Denetim İçinde Varlıklar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Muhasebe - Denetim' içinde 'Varlıklar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈæs.et/
(noun) değer, varlık, avantaj
Örnek:
Her experience is a great asset to the team.
Deneyimi, takım için büyük bir değerdir.
/ˌfɪkst ˈæs.ets/
(plural noun) duran varlıklar
Örnek:
The company's balance sheet showed significant fixed assets, including buildings and machinery.
Şirketin bilançosu, binalar ve makineler dahil olmak üzere önemli duran varlıklar gösterdi.
/ɪnˌtæn.dʒə.bəl ˈæs.et/
(noun) gayri maddi varlık, gayri maddi varlıklar
Örnek:
The company's most valuable intangible asset is its strong brand reputation.
Şirketin en değerli gayri maddi varlığı güçlü marka itibarıdır.
/ˈtæn.dʒə.bəl ˈæ.set/
(noun) maddi varlık, somut varlık
Örnek:
The company's balance sheet showed significant tangible assets, including factories and machinery.
Şirketin bilançosu, fabrikalar ve makineler dahil olmak üzere önemli maddi varlıklar gösteriyordu.
/kæʃ/
(noun) nakit, para;
(verb) bozdurmak, nakde çevirmek
Örnek:
Do you have any cash on you?
Üzerinde hiç nakit var mı?
/əˌkaʊnts rɪˈsiːvəbl/
(plural noun) alacak hesapları, ticari alacaklar
Örnek:
Managing accounts receivable efficiently is crucial for a healthy cash flow.
Alacak hesaplarını verimli yönetmek, sağlıklı bir nakit akışı için çok önemlidir.
/ˈɪn.vən.tɔːr.i/
(noun) envanter, stok, malzeme listesi;
(verb) envanter çıkarmak, listelemek
Örnek:
The store conducted an annual inventory of all its products.
Mağaza, tüm ürünlerinin yıllık envanterini çıkardı.
/ˈmɑːrkɪtəbl ˌsɪkjʊrəti/
(noun) piyasada işlem gören menkul kıymetler, satılabilir menkul kıymetler
Örnek:
The company holds a portfolio of highly liquid marketable securities.
Şirket, yüksek likiditeye sahip piyasada işlem gören menkul kıymetler portföyü tutmaktadır.
/lænd/
(noun) kara, toprak, arazi;
(verb) inmek, konmak, elde etmek
Örnek:
The ship finally reached land after a long journey.
Gemi uzun bir yolculuktan sonra nihayet karaya ulaştı.
/əˌkjuːmjəleɪtɪd dɪˌpriːʃiˈeɪʃən/
(noun) birikmiş amortisman
Örnek:
The balance sheet showed a high amount of accumulated depreciation for the old machinery.
Bilanço, eski makineler için yüksek miktarda birikmiş amortisman gösterdi.
/ɡʊdˈwɪl/
(noun) iyi niyet, hoşgörü, sempati
Örnek:
The company tried to build goodwill with the local community.
Şirket, yerel toplulukla iyi niyet oluşturmaya çalıştı.