Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Düşünme ve Karar Verme Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Düşünme ve Karar Verme' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /sɚˈmaɪz/
(verb) tahmin etmek, varsaymak;
(noun) tahmin, varsayım
Örnek:
He surmised that she was not interested in the offer.
Teklifle ilgilenmediğini tahmin etti.
/mʌl ˈoʊvər/
(phrasal verb) iyice düşünmek, üzerinde kafa yormak
Örnek:
I need some time to mull over the offer before I decide.
Karar vermeden önce teklifi iyice düşünmek için zamana ihtiyacım var.
/ˈrek.ən/
(verb) hesaplamak, tahmin etmek, sanmak
Örnek:
The police reckon the murder was committed at about 12:30 a.m.
Polis, cinayetin sabah 12:30 civarında işlendiğini tahmin ediyor.
/ˈruː.mə.neɪt/
(verb) derinlemesine düşünmek, kafa yormak, geviş getirmek
Örnek:
She spent hours ruminating on the meaning of life.
Hayatın anlamı üzerine saatlerce düşündü.
/ˈkɑː.dʒə.teɪt/
(verb) derinlemesine düşünmek, kafa yormak, tefekkür etmek
Örnek:
He paused to cogitate on the implications of his decision.
Kararının sonuçlarını düşünmek için durakladı.
/ˌriːˈlɪv/
(verb) yeniden yaşamak, tekrar deneyimlemek
Örnek:
She often relives her childhood memories.
Çocukluk anılarını sık sık yeniden yaşar.
/rɪˈteɪn/
(verb) korumak, tutmak, emmek
Örnek:
She managed to retain her composure despite the bad news.
Kötü haberlere rağmen soğukkanlılığını korumayı başardı.
/dredʒ ʌp/
(phrasal verb) ortaya çıkarmak, eşelemek
Örnek:
Why do you always have to dredge up old arguments?
Neden hep eski tartışmaları ortaya çıkarmak zorundasın?
/spɝːn/
(verb) hor görmek, küçümsemek
Örnek:
He spurned her offer of help.
Yardım teklifini hor gördü.
/rɪˈfjuːt/
(verb) çürütmek, yalanlamak, inkar etmek
Örnek:
These claims have been refuted by the evidence.
Bu iddialar kanıtlarla çürütüldü.
/rɪˈbʌf/
(verb) geri çevirmek, reddetmek;
(noun) reddetme, geri çevirme, geri püskürtme
Örnek:
She rebuffed his advances.
Onun yaklaşımlarını geri çevirdi.
/oʊˈpaɪn/
(verb) fikir beyan etmek, düşünmek, sanmak
Örnek:
He will opine on the matter after reviewing all the facts.
Tüm gerçekleri inceledikten sonra konu hakkında fikir beyan edecek.
/prəˈpaʊnd/
(verb) öne sürmek, teklif etmek, ortaya koymak
Örnek:
He will propound his theory at the conference.
Konferansta teorisini öne sürecek.