Avatar of Vocabulary Set Dostluk ve Nefret

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Dostluk ve Nefret Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Dostluk ve Nefret' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bosom buddy

/ˈbʊz.əm ˌbʌd.i/

(noun) can ciğer dost, sırdaş

Örnek:

We have been bosom buddies since we were in kindergarten.
Anaokulundan beri can ciğer dostuz.

crony

/ˈkroʊ.ni/

(noun) yakın arkadaş, kanka, işbirlikçi

Örnek:

The politician was accused of giving lucrative contracts to his cronies.
Siyasetçi, kârlı sözleşmeleri yakın arkadaşlarına vermekle suçlandı.

affinity

/əˈfɪn.ə.t̬i/

(noun) yakınlık, yatkınlık, sempati

Örnek:

He has a natural affinity for languages.
Dillere karşı doğal bir yatkınlığı var.

fraternity

/frəˈtɝː.nə.t̬i/

(noun) birlik, camia, erkek öğrenci birliği

Örnek:

He joined the fraternity of doctors dedicated to medical research.
Tıbbi araştırmalara adanmış doktorlar birliğine katıldı.

rapport

/ræpˈɔːr/

(noun) uyum, ilişki, anlayış

Örnek:

She quickly established a good rapport with her students.
Öğrencileriyle hızla iyi bir uyum kurdu.

amity

/ˈæm.ə.t̬i/

(noun) dostluk, uyum, anlaşma

Örnek:

The two nations have lived in amity for decades.
İki ulus onlarca yıldır dostluk içinde yaşadı.

foe

/foʊ/

(noun) düşman, rakip

Örnek:

He faced his old foe on the battlefield.
Savaş alanında eski düşmanıyla karşılaştı.

friction

/ˈfrɪk.ʃən/

(noun) sürtünme, sürtüşme, anlaşmazlık

Örnek:

The car tires need good friction to grip the road.
Araba lastiklerinin yolu tutması için iyi bir sürtünmeye ihtiyacı var.

vendetta

/venˈdet̬.ə/

(noun) kan davası, intikam, uzun süreli düşmanlık

Örnek:

The two families were locked in a bitter vendetta for generations.
İki aile nesiller boyu acı bir kan davası içindeydi.

rift

/rɪft/

(noun) yarık, çatlak, gedik;

(verb) yarılmak, çatlamak

Örnek:

A deep rift appeared in the glacier.
Buzulda derin bir yarık belirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren