Avatar of Vocabulary Set Duruş ve Pozisyon

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Duruş ve Pozisyon Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Duruş ve Pozisyon' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

arch

/ɑːrtʃ/

(noun) kemer, tak, ayak kemeri;

(verb) kemer yapmak, kavis vermek;

(adjective) kurnaz, alaycı, oynak

Örnek:

The bridge has a beautiful stone arch.
Köprünün güzel bir taş kemeri var.

tilt

/tɪlt/

(verb) eğmek, yatırmak;

(noun) eğim, yatıklık

Örnek:

He tilted his head to one side, listening intently.
Başını bir yana eğdi, dikkatle dinliyordu.

lunge

/lʌndʒ/

(verb) atılmak, hamle yapmak;

(noun) hamle, lunge

Örnek:

The cat lunged at the bird, but it flew away just in time.
Kedi kuşa doğru atıldı, ama kuş tam zamanında uçup gitti.

squat

/skwɑːt/

(verb) çömelmek, oturmak, işgal etmek;

(noun) çömelme, squat, işgal evi;

(adjective) tıknaz, kısa ve geniş

Örnek:

He squatted down to tie his shoelace.
Ayakkabı bağcığını bağlamak için çömeldi.

slump

/slʌmp/

(verb) yığılmak, çökmek, düşüşe geçmek;

(noun) durgunluk, gerileme

Örnek:

He slumped down in his chair after a long day.
Uzun bir günün ardından koltuğuna yığıldı.

snuggle

/ˈsnʌɡ.əl/

(verb) sarılarak uyumak, sokulmak;

(noun) kucaklaşma, sokulma

Örnek:

The child loved to snuggle with her teddy bear.
Çocuk, oyuncak ayısıyla sarılarak uyumayı severdi.

curl

/kɝːl/

(verb) kıvrılmak, sarmak;

(noun) bukle, kıvrım

Örnek:

Her hair tends to curl in humid weather.
Saçları nemli havada kıvrılmaya eğilimlidir.

slouch

/slaʊtʃ/

(verb) omuzlarını düşürmek, gevşek durmak;

(noun) sarkık duruş, gevşeklik, tembel

Örnek:

He tends to slouch when he's tired.
Yorgun olduğunda omuzlarını düşürme eğilimindedir.

nuzzle

/ˈnʌz.əl/

(verb) sürtünmek, sokulmak

Örnek:

The puppy began to nuzzle its owner's hand.
Yavru köpek sahibinin eline sürtünmeye başladı.

coil

/kɔɪl/

(noun) bobin, sarmal, kangallı tel;

(verb) sarmak, bobinlemek, kangallamak

Örnek:

The snake lay in a tight coil.
Yılan sıkı bir sarmal içinde yatıyordu.

uncoil

/ʌnˈkɔɪl/

(verb) çözmek, açmak

Örnek:

The snake began to uncoil itself and move toward the water.
Yılan çözülmeye ve suya doğru ilerlemeye başladı.

prop

/prɑːp/

(noun) destek, payanda, dayanak;

(verb) desteklemek, payanda olmak, dayamak

Örnek:

The old fence needed a wooden prop to keep it from falling.
Eski çitin düşmemesi için ahşap bir destek gerekiyordu.

tuck

/tʌk/

(verb) sıkıştırmak, sokmak, katlamak;

(noun) pile, kıvrım

Örnek:

She tucked her hair behind her ears.
Saçını kulaklarının arkasına sıkıştırdı.

straddle

/ˈstræd.əl/

(verb) binmek, iki yana açmak, kapsamak

Örnek:

She learned to straddle the horse before riding it.
Ata binmeden önce ata binmeyi öğrendi.

sprawl

/sprɑːl/

(verb) yayılmak, uzanmak, genişlemek;

(noun) kentsel yayılma, düzensiz büyüme

Örnek:

She let herself sprawl on the sofa.
Kendini koltuğa yaydı.

stoop

/stuːp/

(verb) eğilmek, çöömelmek, alçalmak;

(noun) kapı önü basamağı, küçük veranda

Örnek:

She had to stoop to pick up the fallen keys.
Düşen anahtarları almak için eğilmek zorunda kaldı.

crouch

/kraʊtʃ/

(verb) çömelmek, eğilmek;

(noun) çömelme, eğilme

Örnek:

She had to crouch down to fit through the small opening.
Küçük açıklıktan geçmek için çömelmek zorunda kaldı.

hunch

/hʌntʃ/

(noun) sezgi, tahmin, içgüdü;

(verb) bükmek, eğmek, omuzlarını kaldırmak

Örnek:

I have a hunch that he's hiding something.
Bir şey sakladığına dair bir sezgim var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren