IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Teknoloji Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Teknoloji' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈmet̬.ə.vɜ˞ːs/
(noun) metaverse
Örnek:
Companies are investing billions to build their own versions of the metaverse.
Şirketler kendi metaverse versiyonlarını oluşturmak için milyarlarca yatırım yapıyor.
/ˌtekst tə ˈspiːtʃ/
(noun) metin-konuşma, ses sentezi
Örnek:
The new app features advanced text-to-speech capabilities.
Yeni uygulama gelişmiş metin-konuşma yeteneklerine sahip.
/ˌplʌɡ ən ˈpleɪ/
(adjective) tak çalıştır, hazır kullanımlı
Örnek:
The new printer is plug and play, so installation was a breeze.
Yeni yazıcı tak çalıştır, bu yüzden kurulumu çok kolaydı.
/ˈbluː.reɪ/
(noun) Blu-ray
Örnek:
I bought the movie on Blu-ray for better picture quality.
Daha iyi görüntü kalitesi için filmi Blu-ray olarak aldım.
/ˈdɑːŋ.ɡəl/
(noun) dongle, adaptör
Örnek:
I need a USB dongle to connect my wireless mouse.
Kablosuz faremi bağlamak için bir USB dongle'a ihtiyacım var.
/ˈpɑːm.tɑːp/
(noun) palmtop, el bilgisayarı
Örnek:
He used his palmtop to check his emails on the go.
Hareket halindeyken e-postalarını kontrol etmek için palmtop'unu kullandı.
/ɪnˈkrip.ʃən/
(noun) şifreleme
Örnek:
The company uses strong encryption to protect customer data.
Şirket, müşteri verilerini korumak için güçlü şifreleme kullanır.
/ˈæl.ɡə.rɪ.ðəm/
(noun) algoritma
Örnek:
The search engine uses a complex algorithm to rank websites.
Arama motoru web sitelerini sıralamak için karmaşık bir algoritma kullanır.
/ˈpen.draɪv/
(noun) flash bellek, USB bellek
Örnek:
I saved all my photos on a pen drive.
Tüm fotoğraflarımı bir flash belleğe kaydettim.
/ˈbuːt.stræp/
(noun) bot kayışı, çekme kayışı, önyükleme;
(verb) kendi imkanlarıyla başlatmak, kendi kendine geliştirmek
Örnek:
He grabbed the bootstrap to pull on his cowboy boot.
Kovboy botunu giymek için bot kayışını tuttu.
/kənˈfɪɡ.jɚ/
(verb) yapılandırmak, ayarlamak
Örnek:
You need to configure the network settings before connecting to the internet.
İnternete bağlanmadan önce ağ ayarlarını yapılandırmanız gerekir.
/ˈɑː.t̬ə.meɪt/
(verb) otomatikleştirmek
Örnek:
The factory decided to automate its assembly line to increase efficiency.
Fabrika, verimliliği artırmak için montaj hattını otomatikleştirmeye karar verdi.
/kəmˈpjuː.t̬ə.raɪz/
(verb) bilgisayarlaştırmak, otomatikleştirmek
Örnek:
The company decided to computerize all its records to improve efficiency.
Şirket, verimliliği artırmak için tüm kayıtlarını bilgisayarlaştırmaya karar verdi.