Avatar of Vocabulary Set Miktarı azaltın

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Miktarı azaltın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Miktarı azaltın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

exiguous

/ɪɡˈzɪɡ.ju.əs/

(adjective) kıt, az, yetersiz

Örnek:

The company operated on an exiguous budget, making every penny count.
Şirket kıt bir bütçeyle çalışıyordu, her kuruşu değerlendiriyordu.

measly

/ˈmiːz.li/

(adjective) küçük, az, önemsiz

Örnek:

He only offered me a measly sum for my old car.
Eski arabam için bana sadece küçük bir miktar teklif etti.

meager

/ˈmiː.ɡɚ/

(adjective) kıt, yetersiz, az

Örnek:

The family survived on a meager diet of bread and water.
Aile, kıt bir ekmek ve su diyetiyle hayatta kaldı.

skimpy

/ˈskɪm.pi/

(adjective) yetersiz, kıt, az

Örnek:

The information provided was rather skimpy.
Verilen bilgiler oldukça yetersizdi.

abatement

/əˈbeɪt.mənt/

(noun) azaltma, indirim, hafifletme

Örnek:

The city council approved a tax abatement for new businesses.
Belediye meclisi yeni işletmeler için vergi indirimini onayladı.

decrement

/ˈdek.rə.mənt/

(noun) azalma, eksiltme;

(verb) azaltmak, eksiltmek

Örnek:

The system showed a decrement in available memory.
Sistem, kullanılabilir bellekte bir azalma gösterdi.

deduct

/dɪˈdʌkt/

(verb) düşmek, çıkarmak

Örnek:

You can deduct business expenses from your taxable income.
Vergilendirilebilir gelirinizden iş giderlerini düşebilirsiniz.

curtail

/kɚˈteɪl/

(verb) kısmak, azaltmak, sınırlamak

Örnek:

The new policy will curtail government spending.
Yeni politika hükümet harcamalarını kısacak.

dwindle

/ˈdwɪn.dəl/

(verb) azalmak, küçülmek, tükenmek

Örnek:

The town's population has been dwindling for years.
Kasabanın nüfusu yıllardır azalıyor.

tail off

/teɪl ɔf/

(phrasal verb) azalmak, düşmek, sönmek

Örnek:

Sales tend to tail off in the summer months.
Yaz aylarında satışlar azalma eğilimi gösterir.

ebb

/eb/

(noun) gelgit, çekilme, gerileme;

(verb) azalmak, çekilmek, düşmek

Örnek:

The boat was left stranded on the sand at low ebb.
Tekne, gelgitin en düşük seviyesinde kumda mahsur kaldı.

rarefied

/ˈrer.ə.faɪd/

(adjective) seçkin, elit, seyrelmiş

Örnek:

He lived in the rarefied atmosphere of academia.
Akademinin seçkin atmosferinde yaşıyordu.

declining

/dɪˈklaɪnɪŋ/

(adjective) azalan, düşen, gerileyen

Örnek:

The company is facing declining sales.
Şirket azalan satışlarla karşı karşıya.

downswing

/ˈdaʊn.swɪŋ/

(noun) düşüş, gerileme, azalma

Örnek:

The company is experiencing a significant downswing in sales.
Şirket satışlarda önemli bir düşüş yaşıyor.

whittle down

/ˈwɪt.əl daʊn/

(phrasal verb) azaltmak, indirmek

Örnek:

We need to whittle down the list of candidates to just three.
Aday listesini sadece üçe indirmemiz gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren