Avatar of Vocabulary Set Karmaşıklık

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Karmaşıklık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Karmaşıklık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

knotty

/ˈnɑː.t̬i/

(adjective) düğümlü, budaklı, çetrefilli

Örnek:

The old tree had a thick, knotty trunk.
Yaşlı ağacın kalın, düğümlü bir gövdesi vardı.

byzantine

/ˈbɪz.ən.tiːn/

(adjective) Bizans, karmaşık, girift

Örnek:

The church features stunning Byzantine mosaics.
Kilise, çarpıcı Bizans mozaiklerine sahiptir.

inscrutable

/ɪnˈskruː.t̬ə.bəl/

(adjective) anlaşılmaz, esrarengiz, gizemli

Örnek:

He had an inscrutable expression on his face, giving away no clues.
Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı, hiçbir ipucu vermiyordu.

muddled

/ˈmʌd.əld/

(adjective) karışık, darmadağın, şaşkın;

(verb) karıştırmak, şaşırtmak

Örnek:

His thoughts were all muddled after the long journey.
Uzun yolculuktan sonra düşünceleri tamamen karışıktı.

unfathomable

/ʌnˈfæð.ə.mə.bəl/

(adjective) anlaşılamaz, ölçülemez, derin

Örnek:

The depths of the ocean are still largely unfathomable.
Okyanusun derinlikleri hala büyük ölçüde anlaşılamaz.

abstruse

/æbˈstruːs/

(adjective) anlaşılmaz, derin, karmaşık

Örnek:

The philosopher's writings were too abstruse for the average reader.
Filozofun yazıları ortalama bir okuyucu için çok anlaşılmazdı.

enigmatic

/ˌen.ɪɡˈmæt̬.ɪk/

(adjective) gizemli, esrarengiz

Örnek:

The artist's enigmatic smile left everyone wondering about its meaning.
Sanatçının gizemli gülümsemesi herkesi anlamı hakkında meraklandırdı.

impenetrable

/ɪmˈpen.ə.trə.bəl/

(adjective) geçilmez, aşılmaz, anlaşılmaz

Örnek:

The fortress had an impenetrable defense system.
Kale geçilmez bir savunma sistemine sahipti.

labyrinthine

/ˌlæb.əˈrɪn.θaɪn/

(adjective) labirent gibi, karmaşık, dolaşık

Örnek:

The old city had labyrinthine alleys that were easy to get lost in.
Eski şehrin içinde kaybolması kolay labirent gibi sokaklar vardı.

recondite

/ˈrek.ən.daɪt/

(adjective) derin, anlaşılması güç, gizli

Örnek:

He was known for his recondite knowledge of ancient languages.
Antik dillere dair derin bilgisiyle tanınıyordu.

cinch

/sɪntʃ/

(noun) çok kolay, çocuk oyuncağı, eyer kayışı;

(verb) bağlamak, sıkmak, garantiye almak

Örnek:

Learning to ride a bike was a cinch for him.
Bisiklete binmeyi öğrenmek onun için çok kolaydı.

idiot-proof

/ˈɪd.i.ət.pruːf/

(adjective) aptal geçirmez, kullanımı kolay

Örnek:

The new software has an idiot-proof interface.
Yeni yazılımın aptal geçirmez bir arayüzü var.

convoluted

/ˈkɑːn.və.luː.t̬ɪd/

(adjective) karmaşık, dolaşık, girift

Örnek:

The plot of the movie was so convoluted that I lost track of what was happening.
Filmin konusu o kadar karmaşıktı ki ne olduğunu takip edemedim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren