Avatar of Vocabulary Set Miktarı azaltın

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Miktarı azaltın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Miktarı azaltın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

insufficient

/ˌɪn.səˈfɪʃ.ənt/

(adjective) yetersiz, eksik

Örnek:

There was insufficient evidence to convict him.
Onu mahkum etmek için yetersiz kanıt vardı.

sparse

/spɑːrs/

(adjective) seyrek, dağınık, az

Örnek:

The population was sparse in the remote mountain regions.
Uzak dağlık bölgelerde nüfus seyrekti.

scant

/skænt/

(adjective) kıt, yetersiz, az;

(verb) esirgemek, kısmak, geçiştirmek

Örnek:

The refugees have scant resources to survive the winter.
Mültecilerin kışı geçirmek için kıt kaynakları var.

inadequate

/ɪˈnæd.ə.kwət/

(adjective) yetersiz, eksik, uygunsuz

Örnek:

The food supply was inadequate to feed all the refugees.
Gıda tedariki tüm mültecileri beslemek için yetersizdi.

limited

/ˈlɪm.ɪ.t̬ɪd/

(adjective) sınırlı, kısıtlı, limited

Örnek:

We have a limited supply of this product.
Bu ürünün sınırlı bir tedariki var.

scarce

/skers/

(adjective) kıt, nadir, ender bulunan

Örnek:

Food and clean water were becoming scarce.
Yiyecek ve temiz su kıt hale geliyordu.

deficient

/dɪˈfɪʃ.ənt/

(adjective) eksik, yetersiz, kusurlu

Örnek:

The diet was deficient in vitamins and minerals.
Diyet vitamin ve mineral açısından eksikti.

reduced

/rɪˈduːst/

(adjective) azaltılmış, indirilmiş, düşürülmüş;

(verb) azalttı, indirdi, düşürdü

Örnek:

The store is offering reduced prices on all electronics.
Mağaza tüm elektronik ürünlerde indirimli fiyatlar sunuyor.

cut back

/kʌt bæk/

(phrasal verb) kısmak, azaltmak, budamak

Örnek:

We need to cut back on expenses to save money.
Para biriktirmek için harcamaları kısmamız gerekiyor.

minimization

/ˌmɪn.ə.məˈzeɪ.ʃən/

(noun) minimizasyon, en aza indirme

Örnek:

The company focuses on the minimization of waste in its production line.
Şirket, üretim hattındaki atıkların en aza indirilmesine odaklanıyor.

diminution

/ˌdɪm.əˈnuː.ʃən/

(noun) azalma, eksilme, indirgeme

Örnek:

The company suffered a diminution in profits this year.
Şirket bu yıl kârda bir azalma yaşadı.

lowering

/ˈlaʊ.ɚ.ɪŋ/

(adjective) alçalan, kararan, tehditkar

Örnek:

The lowering clouds indicated a storm was coming.
Alçalan bulutlar bir fırtınanın geldiğini gösteriyordu.

contraction

/kənˈtræk.ʃən/

(noun) kasılma, daralma, kısaltma

Örnek:

The contraction of the muscles caused the arm to bend.
Kasların kasılması kolun bükülmesine neden oldu.

lessening

/ˈlɛs.ən.ɪŋ/

(noun) azalma, hafifleme, eksiltme

Örnek:

The doctor noted a lessening of her symptoms after the treatment.
Doktor, tedaviden sonra semptomlarında bir azalma kaydetti.

shrinkage

/ˈʃrɪŋ.kɪdʒ/

(noun) çekme, fire, azalma

Örnek:

The wool sweater suffered significant shrinkage after being washed in hot water.
Yün kazak, sıcak suda yıkandıktan sonra önemli ölçüde çekti.

fall off

/fɔːl ɔːf/

(phrasal verb) düşmek, azalmak, ayrılmak

Örnek:

Sales tend to fall off during the winter months.
Kış aylarında satışlar düşme eğilimindedir.

diminish

/dɪˈmɪn.ɪʃ/

(verb) azaltmak, küçültmek, eksiltmek

Örnek:

The pain will diminish over time.
Ağrı zamanla azalacak.

deflate

/dɪˈfleɪt/

(verb) havasını boşaltmak, söndürmek, moralini bozmak

Örnek:

The mechanic had to deflate the tire to repair it.
Tamirci lastiği tamir etmek için havasını boşaltmak zorunda kaldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren