Avatar of Vocabulary Set Tarz Zarfları

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Tarz Zarfları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Tarz Zarfları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

smoothly

/ˈsmuːð.li/

(adverb) sorunsuz, pürüzsüz, kolayca

Örnek:

The car glided smoothly over the newly paved road.
Araba yeni asfaltlanmış yolda sorunsuz bir şekilde kaydı.

eagerly

/ˈiː.ɡɚ.li/

(adverb) hevesle, istekle, sabırsızlıkla

Örnek:

The children eagerly awaited the arrival of Santa Claus.
Çocuklar Noel Baba'nın gelişini sabırsızlıkla bekliyordu.

cautiously

/ˈkɑː.ʃəs.li/

(adverb) ihtiyatlı bir şekilde, tedbirli bir şekilde

Örnek:

She opened the door cautiously, peering out.
Kapıyı ihtiyatlı bir şekilde açtı, dışarıya göz attı.

confidently

/ˈkɑːn.fə.dənt.li/

(adverb) kendinden emin bir şekilde, güvenle

Örnek:

She answered the questions confidently.
Soruları kendinden emin bir şekilde yanıtladı.

calmly

/ˈkɑːm.li/

(adverb) sakin bir şekilde, dingin bir şekilde

Örnek:

She spoke calmly, despite the chaos around her.
Etrafındaki kaosa rağmen sakin bir şekilde konuştu.

excitedly

/ɪkˈsaɪ.t̬ɪd.li/

(adverb) heyecanla

Örnek:

The children ran excitedly toward the ice cream truck.
Çocuklar heyecanla dondurma arabasına doğru koştular.

patiently

/ˈpeɪ.ʃənt.li/

(adverb) sabırla

Örnek:

She waited patiently for her turn.
Sırasını sabırla bekledi.

enthusiastically

/ɪnˌθuː.ziˈæs.tɪ.kəl.i/

(adverb) coşkuyla, hevesle

Örnek:

She enthusiastically agreed to help with the project.
Projeye yardım etmeyi coşkuyla kabul etti.

tenderly

/ˈten.dɚ.li/

(adverb) şefkatle, nazikçe, sevgiyle

Örnek:

He held her hand tenderly.
Elini şefkatle tuttu.

skillfully

/ˈskɪl.fəl.i/

(adverb) ustaca, becerikli bir şekilde

Örnek:

She skillfully played the piano, enchanting the audience.
Piyanoyu ustaca çalarak dinleyicileri büyüledi.

boldly

/ˈboʊld.li/

(adverb) cesurca, cüretkarca, kendinden emin bir şekilde

Örnek:

She boldly stated her opinion, even though it was unpopular.
Popüler olmasa da fikrini cesurca dile getirdi.

nervously

/ˈnɝː.vəs.li/

(adverb) gergin bir şekilde, endişeyle

Örnek:

She waited nervously for the results of the exam.
Sınav sonuçlarını gergin bir şekilde bekledi.

playfully

/ˈpleɪ.fəl.i/

(adverb) şakacı bir şekilde, oyunbazca

Örnek:

She playfully punched him on the arm.
Şakacı bir şekilde koluna vurdu.

thoughtfully

/ˈθɑːt.fəl.i/

(adverb) düşünceli bir şekilde, derinlemesine, nazikçe

Örnek:

She paused thoughtfully before answering the difficult question.
Zor soruya cevap vermeden önce düşünceli bir şekilde durakladı.

hastily

/ˈheɪ.stəl.i/

(adverb) aceleyle, hızla, ivedilikle

Örnek:

She hastily packed her bags and left.
Çantalarını aceleyle topladı ve gitti.

anxiously

/ˈæŋk.ʃəs.li/

(adverb) endişeyle, kaygıyla, sabırsızlıkla

Örnek:

She waited anxiously for the test results.
Test sonuçlarını endişeyle bekledi.

lazily

/ˈleɪ.zəl.i/

(adverb) tembelce, uyuşukça

Örnek:

He lazily spent the entire afternoon on the sofa.
Bütün öğleden sonrayı kanepede tembelce geçirdi.

bravely

/ˈbreɪv.li/

(adverb) cesurca, yiğitçe

Örnek:

She bravely faced the challenges ahead.
Gelecek zorluklarla cesurca yüzleşti.

decisively

/dɪˈsaɪ.sɪv.li/

(adverb) kararlı bir şekilde, kesin olarak, açıkça

Örnek:

She acted decisively to resolve the conflict.
Çatışmayı çözmek için kararlı bir şekilde hareket etti.

consistently

/kənˈsɪs.tənt.li/

(adverb) tutarlı bir şekilde, her zaman, aynı şekilde

Örnek:

She consistently performs well in her exams.
Sınavlarında tutarlı bir şekilde iyi performans gösteriyor.

rashly

/ˈræʃ.li/

(adverb) düşüncesizce, aceleyle

Örnek:

He rashly decided to quit his job without having another one lined up.
Başka bir iş ayarlamadan düşüncesizce işinden istifa etmeye karar verdi.

awkwardly

/ˈɑː.kwɚd.li/

(adverb) beceriksizce, garip bir şekilde, rahatsız edici bir şekilde

Örnek:

He tried to open the door awkwardly with one hand.
Kapıyı tek elle beceriksizce açmaya çalıştı.

rapidly

/ˈræp.ɪd.li/

(adverb) hızla, çabucak

Örnek:

The company grew rapidly in the last decade.
Şirket son on yılda hızla büyüdü.

roughly

/ˈrʌf.li/

(adverb) yaklaşık, aşağı yukarı, sertçe

Örnek:

The journey will take roughly three hours.
Yolculuk yaklaşık üç saat sürecek.

creatively

/kriˈeɪ.t̬ɪv.li/

(adverb) yaratıcı bir şekilde, yaratıcı olarak

Örnek:

She approached the problem creatively, finding an innovative solution.
Soruna yaratıcı bir şekilde yaklaştı ve yenilikçi bir çözüm buldu.

randomly

/ˈræn.dəm.li/

(adverb) rastgele, gelişigüzel

Örnek:

He picked a book randomly from the shelf.
Raftan rastgele bir kitap seçti.

sarcastically

/sɑːrˈkæs.tɪ.kəl.i/

(adverb) alaycı bir tavırla, iğneleyici bir şekilde

Örnek:

"Oh, brilliant," he said sarcastically when the car wouldn't start.
Araba çalışmadığında alaycı bir tavırla "Harika," dedi.

innocently

/ˈɪn.ə.sənt.li/

(adverb) safça, masumca, suçsuz yere

Örnek:

She smiled innocently at the stranger.
Yabancıya safça gülümsedi.

faithfully

/ˈfeɪθ.fəl.i/

(adverb) sadakatle, vefayla, doğru bir şekilde

Örnek:

She faithfully served the company for over twenty years.
Şirkete yirmi yıldan fazla bir süre sadakatle hizmet etti.

rudely

/ˈruːd.li/

(adverb) kaba bir şekilde, saygısızca

Örnek:

He spoke rudely to the waiter.
Garsona kaba bir şekilde konuştu.

sadistically

/səˈdɪs.tɪ.kəl.i/

(adverb) sadistçe

Örnek:

He smiled sadistically as he watched his rival fail.
Rakibinin başarısızlığını izlerken sadistçe gülümsedi.

joyfully

/ˈdʒɔɪ.fəl.i/

(adverb) neşeyle, sevinçle

Örnek:

The children played joyfully in the park.
Çocuklar parkta neşeyle oynadılar.

passionately

/ˈpæʃ.ə.nɪt.li/

(adverb) tutkuyla, ihtirasla

Örnek:

She argued passionately for the protection of the environment.
Çevrenin korunması için tutkuyla tartıştı.

vaguely

/ˈveɪɡ.li/

(adverb) belli belirsiz, muğlak bir şekilde

Örnek:

She remembered his face only vaguely.
Yüzünü sadece belli belirsiz hatırlıyordu.

graciously

/ˈɡreɪ.ʃəs.li/

(adverb) nazikçe, lütfederek

Örnek:

She graciously accepted the award and thanked her team.
Ödülü nazikçe kabul etti ve ekibine teşekkür etti.

persistently

/pɚˈsɪs.tənt.li/

(adverb) ısrarla, inatla, sürekli

Örnek:

She persistently asked for a raise until her boss finally agreed.
Patronu sonunda kabul edene kadar ısrarla zam istedi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren