KOLOKASYON ÖNEMLİDİR İçinde "Have" ile birlikte kullanım Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'KOLOKASYON ÖNEMLİDİR' içinde '"Have" ile birlikte kullanım' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /hæv ə ˈhɛdˌeɪk/
(phrase) baş ağrısı çekmek, başı ağrımak
Örnek:
I have a headache, so I'm going to lie down for a bit.
Başım ağrıyor, bu yüzden biraz uzanacağım.
/hæv æn ˌɑː.pəˈreɪ.ʃən/
(phrase) ameliyat olmak
Örnek:
He had to have an operation on his knee after the accident.
Kazadan sonra dizinden ameliyat olması gerekti.
/hæv ə ˈbeɪbi/
(phrase) bebek sahibi olmak, doğum yapmak
Örnek:
My sister is going to have a baby next month.
Kız kardeşim gelecek ay bebek sahibi olacak.
/hæv ə ˈpɑːr.ti/
(phrase) parti vermek, parti düzenlemek
Örnek:
We're going to have a party for her birthday next Saturday.
Gelecek cumartesi onun doğum günü için bir parti vereceğiz.
/hæv ˈbrekfəst/
(verb) kahvaltı yapmak
Örnek:
I usually have breakfast at 7 AM.
Genellikle sabah 7'de kahvaltı yaparım.
/hæv fʌn/
(phrase) eğlenmek, keyif almak
Örnek:
I hope you have fun at the party tonight!
Umarım bu gece partide eğlenirsin!
/hæv ə breɪk/
(phrase) mola vermek, dinlenmek
Örnek:
Let's have a break and grab some coffee.
Hadi bir mola verelim ve biraz kahve içelim.
/hæv ə drɪŋk/
(phrase) bir şeyler içmek, içki içmek
Örnek:
Would you like to have a drink with us after work?
İşten sonra bizimle bir şeyler içmek ister misin?
/hæv ə ɡʊd taɪm/
(idiom) iyi vakit geçirmek, eğlenmek
Örnek:
We really had a good time at the party last night.
Dün gece partide gerçekten iyi vakit geçirdik.
/hæv ə ˈprɑː.bləm wɪθ/
(idiom) bir sorun yaşamak, onaylamamak, zorluk çekmek
Örnek:
I have a problem with people who are always late.
Her zaman geç kalan insanlarla bir sorunum var.
/hæv ə rɪˈleɪ.ʃən.ʃɪp/
(idiom) ilişkisi olmak, ilişki yaşamak
Örnek:
They have been having a relationship for over three years.
Üç yılı aşkın süredir bir ilişkileri var.
/hæv lʌntʃ/
(verb) öğle yemeği yemek, öğle yemeği
Örnek:
Let's have lunch together tomorrow.
Yarın birlikte öğle yemeği yiyelim.
/hæv ˈsɪm.pə.θi/
(phrase) sempati duymak, anlayış göstermek
Örnek:
It's hard to have sympathy for him after all he's done.
Yaptığı onca şeyden sonra ona sempati duymak zor.