KOLOKASYON ÖNEMLİDİR İçinde "Do" ile birlikte kullanım Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'KOLOKASYON ÖNEMLİDİR' içinde '"Do" ile birlikte kullanım' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /duː ˈdæm.ɪdʒ tuː/
(phrase) zarar vermek, hasar vermek
Örnek:
The storm will do damage to the crops.
Fırtına ekinlere zarar verecek.
/duː rɪˈsɜːrtʃ/
(phrase) araştırma yapmak
Örnek:
You need to do research before buying a new car.
Yeni bir araba almadan önce araştırma yapman gerekir.
/duː ˈdʒʌstɪs tuː/
(idiom) hakkını vermek, adaletini sağlamak
Örnek:
The photograph doesn't do justice to her beauty.
Fotoğraf onun güzelliğine hakkını vermiyor.
/duː hɑːrm/
(phrase) zarar vermek, incitmek
Örnek:
His careless words might do harm to their relationship.
Dikkatsiz sözleri ilişkilerine zarar verebilir.
/duː ˈbɪznəs wɪð/
(idiom) iş yapmak, ticaret yapmak
Örnek:
Our company has done business with them for over a decade.
Şirketimiz on yılı aşkın süredir onlarla iş yapıyor.
/duː ˈnʌθɪŋ/
(phrase) hiçbir şey yapmamak, boş durmak
Örnek:
On my vacation, I just want to do nothing and relax.
Tatilimde sadece hiçbir şey yapmamak ve dinlenmek istiyorum.
/duː ˈsʌm.wʌn ə ˈfeɪ.vər/
(idiom) iyilik yapmak, lütfetmek
Örnek:
Could you do me a favor and pick up my mail?
Bana bir iyilik yapıp postamı alır mısın?
/du ðə ˈkʊkɪŋ/
(phrase) yemek yapmak, aşçılık yapmak
Örnek:
I usually do the cooking for my family.
Genellikle ailem için yemek yaparım.
/duː ðə ˈhaʊs.wɝːk/
(phrase) ev işi yapmak
Örnek:
I usually do the housework on Saturday mornings.
Genellikle Cumartesi sabahları ev işi yaparım.
/duː ðə ˈʃɑː.pɪŋ/
(phrase) alışveriş yapmak
Örnek:
I usually do the shopping on Saturday mornings.
Genellikle Cumartesi sabahları alışveriş yaparım.
/duː jʊər bɛst/
(idiom) elinden gelenin en iyisini yapmak, en büyük çabayı göstermek
Örnek:
Just do your best, and don't worry about the outcome.
Sadece elinden gelenin en iyisini yap ve sonuç hakkında endişelenme.
/duː jɔːr her/
(idiom) saçını yapmak, saçını taramak
Örnek:
It takes her an hour to do her hair every morning.
Her sabah saçını yapması bir saatini alıyor.
/duː jɔːr ˈhoʊm.wɜːrk/
(phrase) ödev yapmak, dersine çalışmak, hazırlık yapmak
Örnek:
You can't go out to play until you do your homework.
Ödevini yapana kadar dışarı oyun oynamaya çıkamazsın.