Avatar of Vocabulary Set Ünite 2: Evim

6. Sınıf İçinde Ünite 2: Evim Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'6. Sınıf' içinde 'Ünite 2: Evim' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

country house

/ˈkʌn.tri ˌhaʊs/

(noun) köy evi, malikane

Örnek:

They spent their summer holidays at their beautiful country house.
Yaz tatillerini güzel köy evlerinde geçirdiler.

cottage

/ˈkɑː.t̬ɪdʒ/

(noun) kulübe, köy evi

Örnek:

They rented a charming cottage by the lake for their vacation.
Tatilleri için göl kenarında şirin bir kulübe kiraladılar.

flat

/flæt/

(adjective) düz, yassı, ince;

(noun) daire, apartman dairesi;

(adverb) düz, yatay

Örnek:

The road was long and flat.
Yol uzun ve düzdü.

villa

/ˈvɪl.ə/

(noun) villa, köşk

Örnek:

They rented a beautiful villa for their summer vacation in Tuscany.
Toskana'daki yaz tatilleri için güzel bir villa kiraladılar.

apartment

/əˈpɑːrt.mənt/

(noun) apartman dairesi, daire

Örnek:

They rented a small apartment in the city center.
Şehir merkezinde küçük bir daire kiraladılar.

town house

/ˈtaʊnˌhaʊs/

(noun) sıra ev, şehir evi

Örnek:

They bought a beautiful townhouse in the city center.
Şehir merkezinde güzel bir sıra ev satın aldılar.

motorhome

/ˈmoʊ.t̬ɚ.hoʊm/

(noun) karavan, motokaravan

Örnek:

They rented a motorhome for their cross-country trip.
Ülke çapındaki gezileri için bir karavan kiraladılar.

skyscraper

/ˈskaɪˌskreɪ.pɚ/

(noun) gökdelen

Örnek:

The city skyline is dominated by towering skyscrapers.
Şehir silüeti, yükselen gökdelenler tarafından domine edilmiştir.

hall

/hɑːl/

(noun) hol, koridor, antre

Örnek:

She waited for him in the hall.
Onu holde bekledi.

kitchen

/ˈkɪtʃ.ən/

(noun) mutfak

Örnek:

She spent the morning cleaning the kitchen.
Sabahı mutfağı temizleyerek geçirdi.

bedroom

/ˈbed.ruːm/

(noun) yatak odası

Örnek:

My bedroom has a large window overlooking the garden.
Yatak odamda bahçeye bakan büyük bir pencere var.

bathroom

/ˈbæθ.ruːm/

(noun) banyo, tuvalet

Örnek:

I need to use the bathroom.
Tuvaleti kullanmam gerekiyor.

living room

/ˈlɪv.ɪŋ ˌruːm/

(noun) oturma odası, salon

Örnek:

We spent the evening relaxing in the living room.
Akşamı oturma odasında dinlenerek geçirdik.

department store

/dɪˈpɑːrt.mənt ˌstɔːr/

(noun) büyük mağaza, departman mağazası

Örnek:

She spent the afternoon browsing in the department store.
Öğleden sonrayı büyük mağazada dolaşarak geçirdi.

garage

/ɡəˈrɑːʒ/

(noun) garaj, tamirhane, servis;

(verb) garaja koymak, garajda park etmek

Örnek:

I parked my car in the garage.
Arabamı garaja park ettim.

dining room

/ˈdaɪ.nɪŋ ˌruːm/

(noun) yemek odası

Örnek:

We usually eat dinner in the dining room.
Genellikle akşam yemeğini yemek odasında yeriz.

attic

/ˈæt̬.ɪk/

(noun) çatı katı, tavan arası

Örnek:

We store old furniture in the attic.
Eski mobilyaları çatı katında saklıyoruz.

basement

/ˈbeɪs.mənt/

(noun) bodrum, zemin kat altı

Örnek:

We store old furniture in the basement.
Eski mobilyaları bodrumda saklıyoruz.

appliance

/əˈplaɪ.əns/

(noun) cihaz, ev aleti

Örnek:

The kitchen is equipped with modern appliances.
Mutfak modern cihazlarla donatılmıştır.

air conditioner

/ˈer kənˌdɪʃ.ən.ər/

(noun) klima, havalandırma

Örnek:

It's so hot, let's turn on the air conditioner.
Çok sıcak, klimayı açalım.

bowl

/boʊl/

(noun) kase, çanak, bowling;

(verb) bowling oynamak, atmak

Örnek:

She filled the bowl with soup.
Kaseyi çorbayla doldurdu.

chopstick

/ˈtʃɑːp.stɪk/

(noun) yemek çubuğu, yemek çubukları

Örnek:

She skillfully picked up the noodle with her chopsticks.
Makarnayı yemek çubuklarıyla ustaca aldı.

chest of drawers

/ˌtʃest əv ˈdrɔːrz/

(noun) şifonyer, çekmeceli dolap

Örnek:

She neatly folded her sweaters and placed them in the chest of drawers.
Kazaklarını düzenli bir şekilde katlayıp şifonyere yerleştirdi.

computer

/kəmˈpjuː.t̬ɚ/

(noun) bilgisayar

Örnek:

I need to buy a new computer for work.
İş için yeni bir bilgisayar almam gerekiyor.

cupboard

/ˈkʌb.ɚd/

(noun) dolap, kiler

Örnek:

She put the dishes back in the cupboard.
Bulaşıkları tekrar dolaba koydu.

dishwasher

/ˈdɪʃˌwɑː.ʃɚ/

(noun) bulaşık makinesi, bulaşıkçı

Örnek:

Load the dirty plates into the dishwasher.
Kirli tabakları bulaşık makinesine yerleştirin.

fridge

/frɪdʒ/

(noun) buzdolabı

Örnek:

Please put the milk back in the fridge.
Lütfen sütü buzdolabına geri koy.

helicopter

/ˈhel.əˌkɑːp.tɚ/

(noun) helikopter;

(verb) helikopterle gitmek, helikopterle taşımak

Örnek:

The helicopter landed on the helipad.
Helikopter helikopter pistine indi.

hi-tech

/ˌhaɪˈtek/

(adjective) yüksek teknoloji, ileri teknoloji

Örnek:

The company specializes in hi-tech electronics.
Şirket yüksek teknoloji elektronik ürünlerinde uzmanlaşmıştır.

lamp

/læmp/

(noun) lamba;

(verb) vurmak, çarpmak

Örnek:

She turned on the lamp to read her book.
Kitabını okumak için lambayı açtı.

microwave

/ˈmaɪ.kroʊ.weɪv/

(noun) mikrodalga, mikrodalga fırın;

(verb) mikrodalgada ısıtmak, mikrodalgada pişirmek

Örnek:

I heated my lunch in the microwave.
Öğle yemeğimi mikrodalgada ısıttım.

robot

/ˈroʊ.bɑːt/

(noun) robot, duygusuz kişi

Örnek:

The factory uses robots to assemble cars.
Fabrika, araba montajı için robotlar kullanıyor.

shelf

/ʃelf/

(noun) raf, sığlık, kıta sahanlığı

Örnek:

She placed the book on the top shelf.
Kitabı en üst rafa koydu.

shower

/ˈʃaʊ.ɚ/

(noun) duş, duş alma, sağanak;

(verb) duş almak, yağmak, yağmuruna tutmak

Örnek:

I need to fix the leaky shower head.
Sızdıran duş başlığını tamir etmem gerekiyor.

sink

/sɪŋk/

(verb) batmak, çökmek, batırmak;

(noun) lavabo, evye

Örnek:

The ship began to sink after hitting the iceberg.
Gemi buzdağına çarptıktan sonra batmaya başladı.

smart TV

/smɑːrt ˌtiːˈviː/

(noun) akıllı TV

Örnek:

We just bought a new smart TV with all the latest features.
Tüm son özelliklere sahip yeni bir akıllı TV aldık.

sofa

/ˈsoʊ.fə/

(noun) koltuk, kanape

Örnek:

We bought a new sofa for the living room.
Oturma odası için yeni bir koltuk aldık.

solar energy

/ˈsoʊ.lər ˈen.ər.dʒi/

(noun) güneş enerjisi

Örnek:

Many homes now use solar energy to heat water.
Birçok ev artık su ısıtmak için güneş enerjisi kullanıyor.

stove

/stoʊv/

(noun) ocak, soba

Örnek:

She put the kettle on the stove to boil water for tea.
Çay için su kaynatmak üzere demliği ocağa koydu.

supercar

/ˈsuː.pɚ.kɑːr/

(noun) süper araba, hiper otomobil

Örnek:

He dreams of owning a red supercar one day.
Bir gün kırmızı bir süper araba sahibi olmayı hayal ediyor.

television

/ˈtel.ə.vɪʒ.ən/

(noun) televizyon, TV, televizyon cihazı

Örnek:

We watched the news on television.
Haberleri televizyonda izledik.

toilet

/ˈtɔɪ.lət/

(noun) tuvalet, klozet, lavabo

Örnek:

Could you tell me where the toilet is?
Tuvalet nerede söyleyebilir misiniz?

washing machine

/ˈwɑː.ʃɪŋ məˌʃiːn/

(noun) çamaşır makinesi

Örnek:

I need to buy a new washing machine.
Yeni bir çamaşır makinesi almam gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren