Avatar of Vocabulary Set Ünite 6: Nesli Tükenmekte Olan Türler

12. Sınıf İçinde Ünite 6: Nesli Tükenmekte Olan Türler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'12. Sınıf' içinde 'Ünite 6: Nesli Tükenmekte Olan Türler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

adapt

/əˈdæpt/

(verb) uyarlamak, adapte etmek, uyum sağlamak

Örnek:

The car has been adapted for use by disabled drivers.
Araç, engelli sürücülerin kullanımı için uyarlanmıştır.

allocate

/ˈæl.ə.keɪt/

(verb) tahsis etmek, ayırmak

Örnek:

The government decided to allocate more funds to education.
Hükümet eğitime daha fazla fon tahsis etmeye karar verdi.

aquatic

/əˈkwɑː.t̬ɪk/

(adjective) su, suya ait, sucul

Örnek:

The park has a beautiful aquatic garden.
Parkta güzel bir su bahçesi var.

awareness

/əˈwer.nəs/

(noun) farkındalık, bilinç

Örnek:

Promoting public awareness of environmental issues is crucial.
Çevre sorunları hakkında kamuoyu farkındalığını artırmak çok önemlidir.

biodiversity

/ˌbaɪ.oʊ.dɪˈvɝː.sə.t̬i/

(noun) biyoçeşitlilik

Örnek:

Protecting rainforests is crucial for maintaining global biodiversity.
Yağmur ormanlarını korumak, küresel biyoçeşitliliği sürdürmek için çok önemlidir.

biologist

/baɪˈɑː.lə.dʒɪst/

(noun) biyolog

Örnek:

She decided to become a biologist after studying marine life.
Deniz yaşamını inceledikten sonra biyolog olmaya karar verdi.

boycott

/ˈbɔɪ.kɑːt/

(verb) boykot etmek, boykot;

(noun) boykot

Örnek:

Consumers threatened to boycott the company's products.
Tüketiciler şirketin ürünlerini boykot etmekle tehdit etti.

breed

/briːd/

(verb) yetiştirmek, üremek, doğurmak;

(noun) cins, ırk, tür

Örnek:

They breed horses for racing.
Yarış için at yetiştiriyorlar.

captivate

/ˈkæp.tə.veɪt/

(verb) büyülemek, cezbetmek, etkilemek

Örnek:

Her beautiful voice captivated the audience.
Güzel sesi dinleyicileri büyüledi.

capture

/ˈkæp.tʃɚ/

(verb) yakalamak, ele geçirmek, esir almak;

(noun) yakalama, ele geçirme, esir alma

Örnek:

The police managed to capture the suspect after a long chase.
Polis, uzun bir kovalamacanın ardından şüpheliyi yakalamayı başardı.

carnivore

/ˈkɑːr.nə.vɔːr/

(noun) etobur, yırtıcı

Örnek:

Lions are well-known carnivores.
Aslanlar iyi bilinen etoburlardır.

contaminate

/kənˈtæm.ə.neɪt/

(verb) kirletmek, bulaştırmak

Örnek:

The spill could contaminate the entire water supply.
Sızıntı tüm su kaynağını kirletebilir.

deter

/dɪˈtɝː/

(verb) caydırmak, vazgeçirmek, engellemek

Örnek:

The high cost of the program might deter some students from applying.
Programın yüksek maliyeti bazı öğrencileri başvurmaktan caydırabilir.

deterrent

/dɪˈter.ənt/

(noun) caydırıcı, engelleyici;

(adjective) caydırıcı, engelleyici

Örnek:

The high cost of tuition acts as a deterrent for many students.
Yüksek öğrenim ücretleri birçok öğrenci için bir caydırıcı görevi görür.

ecological

/ˌiː.kəˈlɑː.dʒɪ.kəl/

(adjective) ekolojik, çevre dostu

Örnek:

The study focused on the ecological impact of deforestation.
Çalışma, ormansızlaşmanın ekolojik etkisine odaklandı.

ecosystem

/ˈiː.koʊˌsɪs.təm/

(noun) ekosistem, karmaşık ağ

Örnek:

The rainforest is a complex ecosystem with diverse plant and animal life.
Yağmur ormanı, çeşitli bitki ve hayvan yaşamına sahip karmaşık bir ekosistemdir.

evolve

/ɪˈvɑːlv/

(verb) evrim geçirmek, gelişmek, geliştirmek

Örnek:

The company has evolved from a small startup into a multinational corporation.
Şirket küçük bir startup'tan çok uluslu bir şirkete evrildi.

express

/ɪkˈspres/

(verb) ifade etmek, dile getirmek, ekspres göndermek;

(adjective) ekspres, hızlı, açık;

(noun) ekspres, ekspres tren, ekspres otobüs;

(adverb) ekspres, hızlıca

Örnek:

She wanted to express her gratitude.
Minnettarlığını ifade etmek istedi.

extinct

/ɪkˈstɪŋkt/

(adjective) soyu tükenmiş, sönmüş, pasif

Örnek:

Dinosaurs have been extinct for millions of years.
Dinozorlar milyonlarca yıldır soyu tükenmiş durumda.

hilltop

/ˈhɪl.tɑːp/

(noun) tepe noktası, tepe

Örnek:

The old castle stands on the hilltop.
Eski kale tepenin zirvesinde duruyor.

mammoth

/ˈmæm.əθ/

(noun) mamut;

(adjective) devasa, muazzam

Örnek:

The museum has a skeleton of a woolly mammoth.
Müzede yünlü bir mamut iskeleti var.

poach

/poʊtʃ/

(verb) poşe etmek, haşlamak, kaçak avlamak

Örnek:

I like my eggs poached.
Yumurtalarımı poşe severim.

restore

/rɪˈstɔːr/

(verb) yeniden tesis etmek, geri getirmek, iade etmek

Örnek:

The government promised to restore peace and order.
Hükümet barış ve düzeni yeniden tesis etme sözü verdi.

safeguard

/ˈseɪf.ɡɑːrd/

(noun) güvence, koruma, önlem;

(verb) korumak, güvence altına almak, muhafaza etmek

Örnek:

The new law provides a safeguard against discrimination.
Yeni yasa ayrımcılığa karşı bir güvence sağlıyor.

scuba diving

/ˈskuː.bə ˌdaɪ.vɪŋ/

(noun) tüplü dalış, scuba dalışı

Örnek:

We went scuba diving in the Caribbean.
Karayipler'de tüplü dalış yaptık.

vulnerable

/ˈvʌl.nɚ.ə.bəl/

(adjective) savunmasız, hassas

Örnek:

The small village was vulnerable to attack.
Küçük köy saldırıya açıktı.

wildlife

/ˈwaɪld.laɪf/

(noun) yaban hayatı, vahşi yaşam

Örnek:

The national park is home to diverse wildlife.
Milli park, çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapmaktadır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren