'Up' Kullanan Phrasal Fiiller İçinde Vermek veya Toplamak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''Up' Kullanan Phrasal Fiiller' içinde 'Vermek veya Toplamak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /kɔːf ʌp/
(phrasal verb) ödemek, vermek, açıklamak
Örnek:
He finally had to cough up the money he owed.
Sonunda borçlu olduğu parayı ödemek zorunda kaldı.
/ˈdʌb.əl ʌp/
(phrasal verb) ikiye katlamak, paylaşmak, ikiye katlanmak
Örnek:
We had to double up in a small hotel room during our trip.
Seyahatimiz sırasında küçük bir otel odasında ikiye katlanmak zorunda kaldık.
/fɪks ʌp/
(phrasal verb) tamir etmek, yenilemek, ayarlamak
Örnek:
We need to fix up the old house before selling it.
Eski evi satmadan önce tamir etmemiz gerekiyor.
/hʊk ˈʌp/
(phrasal verb) buluşmak, bir araya gelmek, bağlamak
Örnek:
I'm going to hook up with my friends after work.
İşten sonra arkadaşlarımla buluşacağım.
/pæk ˈʌp/
(phrasal verb) toplamak, paketlemek, bozulmak
Örnek:
We need to pack up our belongings before we leave.
Gitmeden önce eşyalarımızı toplamamız gerekiyor.
/pɪk ʌp/
(phrasal verb) toplamak, almak, öğrenmek
Örnek:
Can you pick up the fallen leaves in the yard?
Bahçedeki düşen yaprakları toplayabilir misin?
/ˈrɑʊndˌʌp/
(noun) toplama, operasyon, derleme;
(phrasal verb) toplamak, bir araya getirmek
Örnek:
The annual cattle roundup brings all the ranchers together.
Yıllık sığır toplama tüm çiftçileri bir araya getirir.
/seɪv ʌp/
(phrasal verb) para biriktirmek, tasarruf etmek
Örnek:
I'm trying to save up for a new car.
Yeni bir araba için para biriktirmeye çalışıyorum.
/sɜːrv ʌp/
(phrasal verb) servis etmek, sunmak
Örnek:
The restaurant serves up delicious Italian dishes.
Restoran lezzetli İtalyan yemekleri servis eder.
/stɑːk ʌp/
(phrasal verb) stoklamak, depolamak
Örnek:
We need to stock up on groceries before the storm.
Fırtınadan önce erzak depolamamız gerekiyor.
/fɔːrk ʌp/
(phrasal verb) ödemek, parayı çıkarmak
Örnek:
I had to fork up a lot of money for car repairs.
Araba tamiri için çok para ödemek zorunda kaldım.