Avatar of Vocabulary Set Oluşturma veya Yapma

'Up' Kullanan Phrasal Fiiller İçinde Oluşturma veya Yapma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Up' Kullanan Phrasal Fiiller' içinde 'Oluşturma veya Yapma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

conjure up

/ˈkʌn.dʒər ʌp/

(phrasal verb) ortaya çıkarmak, canlandırmak

Örnek:

The magician managed to conjure up a dove from his hat.
Sihirbaz şapkasından bir güvercin ortaya çıkarmayı başardı.

draw up

/drɔːr ʌp/

(phrasal verb) hazırlamak, düzenlemek, kaleme almak

Örnek:

The lawyer helped them draw up a contract.
Avukat, bir sözleşme hazırlamalarına yardım etti.

dream up

/ˌdriːm ˈʌp/

(phrasal verb) uydurmak, hayal etmek, icat etmek

Örnek:

He dreamed up a crazy plan to travel around the world in a hot air balloon.
Sıcak hava balonuyla dünyayı dolaşmak için çılgın bir plan uydurdu.

drum up

/drʌm ʌp/

(phrasal verb) toplamak, sağlamak, cezbetmek

Örnek:

The charity is trying to drum up support for its new project.
Hayır kurumu yeni projesi için destek toplamaya çalışıyor.

gang up

/ɡæŋ ʌp/

(phrasal verb) birleşip saldırmak, çeteleşmek

Örnek:

The older kids used to gang up on him in the playground.
Büyük çocuklar oyun alanında ona saldırmak için birleşirdi.

knock up

/nɑːk ʌp/

(phrasal verb) hamile bırakmak, hızla yapmak, aceleyle hazırlamak

Örnek:

He accidentally knocked up his girlfriend.
Yanlışlıkla kız arkadaşını hamile bıraktı.

line-up

/ˈlaɪn.ʌp/

(noun) kadro, sıralama, dizi

Örnek:

The festival's line-up includes several famous bands.
Festivalin kadrosunda birçok ünlü grup yer alıyor.

make up

/ˈmeɪk ʌp/

(phrasal verb) uydurmak, icat etmek, barışmak;

(noun) makyaj, kozmetik

Örnek:

He tried to make up a story about why he was late.
Neden geç kaldığına dair bir hikaye uydurmaya çalıştı.

rustle up

/ˈrʌs.əl ʌp/

(phrasal verb) hızla hazırlamak, ayaküstü yapmak, bulmak

Örnek:

I can probably rustle up some eggs and toast for breakfast.
Kahvaltı için biraz yumurta ve tost hazırlayabilirim.

spring up

/sprɪŋ ʌp/

(phrasal verb) mantar gibi bitmek, hızla ortaya çıkmak

Örnek:

New businesses are springing up all over the city.
Şehrin her yerinde yeni iş yerleri mantar gibi bitiyor.

summon up

/ˈsʌm.ən ʌp/

(phrasal verb) toplamak, çağırmak, ortaya çıkarmak

Örnek:

She tried to summon up the courage to speak.
Konuşmak için cesaretini toplamaya çalıştı.

think up

/θɪŋk ʌp/

(phrasal verb) uydurmak, bulmak, icat etmek

Örnek:

Can you think up a good excuse for being late?
Geç kalmak için iyi bir bahane uydurabilir misin?

trump up

/trʌmp ʌp/

(phrasal verb) uydurmak, düzmece

Örnek:

They tried to trump up charges against him.
Ona karşı suçlamaları uydurmaya çalıştılar.

whip up

/wɪp ʌp/

(phrasal verb) hızla hazırlamak, çabucak yapmak, kamçılamak

Örnek:

She can whip up a delicious dinner in no time.
Kısa sürede lezzetli bir akşam yemeği hazırlayabilir.

work up

/wɜːrk ʌp/

(phrasal verb) geliştirmek, hazırlamak, toplamak

Örnek:

She needs to work up the courage to ask for a raise.
Zam istemek için cesaretini toplaması gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren