'On' ve 'Upon' Kullanan Deyimsel Fiiller İçinde Kandırma, Zarar Verme veya Kötü Davranma (On) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''On' ve 'Upon' Kullanan Deyimsel Fiiller' içinde 'Kandırma, Zarar Verme veya Kötü Davranma (On)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /tʃiːt ɑːn/
(phrasal verb) aldatmak, ihanet etmek, kopya çekmek
Örnek:
He confessed to his wife that he had cheated on her.
Karısına onu aldattığını itiraf etti.
/ɡreɪt ɑːn/
(phrasal verb) sinir bozmak, rahatsız etmek
Örnek:
His constant complaining really grates on my nerves.
Sürekli şikayetleri gerçekten sinirlerimi bozuyor.
/dʒʌmp ɑn/
(phrasal verb) saldırmak, eleştirmek, atlamak
Örnek:
My boss tends to jump on me for every small mistake.
Patronum her küçük hatamda bana saldırmaya meyillidir.
/liːd ɑːn/
(phrasal verb) oyalamak, yanıltmak, boş umut vermek
Örnek:
He didn't want to lead her on, so he told her he wasn't interested.
Onu oyalamak istemedi, bu yüzden ilgilenmediğini söyledi.
/pɪk ɑːn/
(phrasal verb) takılmak, dalga geçmek
Örnek:
Why do you always pick on your little brother?
Neden hep küçük kardeşine takılıyorsun?
/paɪk ɑn/
(phrasal verb) didiklemek, az yemek
Örnek:
The child just piked on his vegetables, refusing to eat much.
Çocuk sebzelerini sadece didikledi, fazla yemek istemedi.
/pleɪ ɑn/
(phrasal verb) oynamaya devam etmek, sürdürmek, kullanmak
Örnek:
Despite the rain, the teams decided to play on.
Yağmura rağmen takımlar oynamaya devam etmeye karar verdi.
/preɪ ɑn/
(phrasal verb) avlamak, yemek için öldürmek, sömürmek
Örnek:
Lions prey on zebras and other large herbivores.
Aslanlar zebraları ve diğer büyük otçulları avlar.
/raʊnd ɑːn/
(phrasal verb) saldırmak, üzerine yürümek
Örnek:
She suddenly rounded on him, accusing him of lying.
Birden bire ona saldırdı, yalan söylemekle suçladı.
/set ɑːn/
(phrasal verb) üzerine salmak, saldırmak, başlamak
Örnek:
The guard set his dog on the intruder.
Gardiyan köpeğini davetsiz misafirin üzerine saldı.
/tɜːrn ɑːn/
(phrasal verb) açmak, çalıştırmak, tahrik etmek
Örnek:
Could you please turn on the lights?
Lütfen ışıkları açar mısın?
/weɪ ɑːn/
(phrasal verb) kurcalamak, üzmek
Örnek:
The decision to move abroad has been weighing on her mind for weeks.
Yurt dışına taşınma kararı haftalardır aklını kurcalıyordu.