'On' ve 'Upon' Kullanan Deyimsel Fiiller İçinde Onaylama, Kabul Etme veya Sağlama (on) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''On' ve 'Upon' Kullanan Deyimsel Fiiller' içinde 'Onaylama, Kabul Etme veya Sağlama (on)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /fraʊn ɑːn/
(phrasal verb) hoş karşılamamak, kaşlarını çatmak
Örnek:
The company frowns on employees using social media during work hours.
Şirket, çalışanların mesai saatlerinde sosyal medya kullanmasını hoş karşılamıyor.
/ɡoʊ ɑːn æt/
(phrasal verb) söylenip durmak, eleştirmek
Örnek:
She keeps going on at me about my messy room.
Dağınık odam yüzünden bana sürekli söylenip duruyor.
/leɪ ɑːn/
(phrasal verb) sağlamak, düzenlemek
Örnek:
They really laid on a feast for the wedding.
Düğün için gerçekten bir ziyafet verdiler.
/muːv ɑːn/
(phrasal verb) ilerlemek, taşınmak, hayatına devam etmek
Örnek:
After finishing college, she decided to move on to a new city.
Üniversiteyi bitirdikten sonra yeni bir şehre taşınmaya karar verdi.
/pæs ɑːn/
(phrasal verb) iletmek, aktarmak, vefat etmek
Örnek:
Please pass on this message to your colleagues.
Lütfen bu mesajı meslektaşlarınıza iletin.
/ˈset.l ɑːn/
(phrasal verb) karar vermek, seçmek, razı olmak
Örnek:
After much debate, they finally settled on a date for the wedding.
Uzun tartışmalardan sonra sonunda düğün tarihi belirlediler.
/stæmp ɑːn/
(phrasal verb) üzerine basmak, ezmek, bastırmak
Örnek:
He accidentally stamped on my foot.
Yanlışlıkla ayağıma bastı.
/stɑːrt ɑːn æt/
(phrasal verb) söylenmeye başlamak, şikayet etmeye başlamak
Örnek:
My mom will start on at me if I don't clean my room.
Odamı temizlemezsem annem bana söylenmeye başlayacak.
/weɪt ɑːn/
(phrasal verb) hizmet etmek, servis yapmak, beklemek
Örnek:
The staff at the restaurant were quick to wait on us.
Restoran personeli bize hızlıca hizmet etti.
/smaɪl ɑːn/
(phrasal verb) gülümsemek, şans getirmek
Örnek:
Fortune seemed to smile on him as he won the lottery.
Piyangoyu kazandığında şans ona gülümsemiş gibiydi.
/ræt ɑːn/
(phrasal verb) ele vermek, ihbar etmek
Örnek:
He threatened to rat on his friends if they didn't help him.
Yardım etmezlerse arkadaşlarını ele vereceğini söyledi.