Avatar of Vocabulary Set Etkileşimde Bulunma, İşbirliği Yapma veya Deneme (In)

'Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Etkileşimde Bulunma, İşbirliği Yapma veya Deneme (In) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Etkileşimde Bulunma, İşbirliği Yapma veya Deneme (In)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ask in

/æsk ɪn/

(phrasal verb) içeri davet etmek, içeri çağırmak

Örnek:

She opened the door and asked him in.
Kapıyı açtı ve onu içeri davet etti.

bury in

/ˈber.i ɪn/

(phrasal verb) gömmek, toprağa vermek, içine gömmek

Örnek:

They decided to bury the treasure in the garden.
Hazineyi bahçeye gömmeye karar verdiler.

butt in

/bʌt ɪn/

(phrasal verb) araya girmek, sözünü kesmek

Örnek:

I hate it when people butt in when I'm talking.
Konuşurken insanların araya girmesinden nefret ederim.

chip in

/tʃɪp ɪn/

(phrasal verb) katkıda bulunmak, para toplamak, araya girmek

Örnek:

Everyone decided to chip in for a gift for the boss.
Herkes patrona hediye için para toplamaya karar verdi.

dial in

/daɪəl ɪn/

(phrasal verb) çevirmeli ağ ile bağlanmak, aramak, ayarlamak

Örnek:

I need to dial in to the company server to access my files.
Dosyalarıma erişmek için şirket sunucusuna çevirmem gerekiyor.

drop in

/drɑːp ɪn/

(phrasal verb) uğramak, ziyaret etmek, düşmek

Örnek:

Feel free to drop in anytime you're in the neighborhood.
Mahalledeyken istediğin zaman uğrayabilirsin.

get in with

/ɡet ɪn wɪð/

(phrasal verb) iyi geçinmek, yakınlaşmak

Örnek:

He's trying to get in with the popular crowd.
Popüler grupla iyi geçinmeye çalışıyor.

give in

/ɡɪv ɪn/

(phrasal verb) pes etmek, boyun eğmek, çökmek

Örnek:

My parents finally gave in and let me go to the party.
Annem babam sonunda pes etti ve partiye gitmeme izin verdi.

go in with

/ɡoʊ ɪn wɪθ/

(phrasal verb) işbirliği yapmak, ortak olmak

Örnek:

We decided to go in with a local company to expand our market.
Pazarımızı genişletmek için yerel bir şirketle işbirliği yapmaya karar verdik.

invite in

/ɪnˈvaɪt ɪn/

(phrasal verb) içeri davet etmek, buyur etmek

Örnek:

She opened the door and invited him in.
Kapıyı açtı ve onu içeri davet etti.

keep in with

/kiːp ɪn wɪð/

(phrasal verb) arası iyi olmak, iyi geçinmek

Örnek:

It's always good to keep in with your old teachers, you never know when you might need a reference.
Eski öğretmenlerinle aranı iyi tutmak her zaman iyidir, ne zaman bir referansa ihtiyacın olacağını bilemezsin.

look in on

/lʊk ɪn ɑn/

(phrasal verb) göz kulak olmak, ziyaret etmek

Örnek:

Can you look in on the kids while I'm out?
Ben dışarıdayken çocuklara göz kulak olabilir misin?

pitch in

/pɪtʃ ɪn/

(phrasal verb) yardım etmek, katkıda bulunmak, el atmak

Örnek:

Everyone pitched in to clean up the park after the festival.
Festivalden sonra herkes parkı temizlemek için yardım etti.

pop in

/pɑp ɪn/

(phrasal verb) uğramak, çıkagelmek

Örnek:

I'll pop in to see you tomorrow.
Yarın sana uğrayacağım.

put in

/pʊt ɪn/

(phrasal verb) takmak, yerleştirmek, harcamak

Örnek:

Can you help me put in this new light fixture?
Bu yeni aydınlatma armatürünü takmama yardım edebilir misin?

see in

/siː ɪn/

(phrasal verb) içeri almak, içeriye kadar eşlik etmek, karşılamak

Örnek:

I'll see you in to your office.
Seni ofisine kadar götüreceğim.

settle in

/ˈset.əl ɪn/

(phrasal verb) yerleşmek, alışmak

Örnek:

It took her a few weeks to settle in to her new apartment.
Yeni dairesine yerleşmesi birkaç hafta sürdü.

stand-in

/ˈstænd.ɪn/

(noun) dublör, yedek

Örnek:

The actor had a stand-in for the dangerous car chase scene.
Aktörün tehlikeli araba kovalamaca sahnesi için bir dublörü vardı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren