Avatar of Vocabulary Set Sınırlandırma, Bastırma veya Zarar Verme (In)

'Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Sınırlandırma, Bastırma veya Zarar Verme (In) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Sınırlandırma, Bastırma veya Zarar Verme (In)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

bring in

/brɪŋ ɪn/

(phrasal verb) getirmek, uygulamaya koymak, kazandırmak

Örnek:

The government plans to bring in new regulations next year.
Hükümet gelecek yıl yeni düzenlemeler getirmeyi planlıyor.

box in

/bɑks ɪn/

(phrasal verb) kuşatmak, kapatmak, kısıtlamak

Örnek:

The police managed to box in the suspect's car.
Polis, şüphelinin arabasını kuşatmayı başardı.

keep in

/kiːp ɪn/

(phrasal verb) içeride tutmak, zapt etmek, içeride kalmak

Örnek:

The fence was built to keep the animals in.
Çit, hayvanları içeride tutmak için yapıldı.

run in

/rʌn ɪn/

(phrasal verb) karşılaşmak, rastlamak

Örnek:

I didn't expect to run in to my old teacher at the grocery store.
Eski öğretmenimle markette karşılaşmayı beklemiyordum.

shut in

/ʃʌt ɪn/

(phrasal verb) kapatmak, hapsetmek, izole etmek;

(noun) eve kapanık kişi, münzevi;

(adjective) eve kapanık, izole edilmiş

Örnek:

The heavy rain forced them to shut in the animals.
Şiddetli yağmur onları hayvanları içeri kapatmaya zorladı.

stay in

/steɪ ɪn/

(phrasal verb) evde kalmak, içeride kalmak, moda kalmak

Örnek:

I think I'll stay in tonight and watch a movie.
Bu gece evde kalıp film izleyeceğim sanırım.

hold in

/hoʊld ɪn/

(phrasal verb) tutmak, zapt etmek, içinde tutmak

Örnek:

She tried to hold in her laughter during the serious meeting.
Ciddi toplantı sırasında kahkahasını tutmaya çalıştı.

lock in

/lɑːk ɪn/

(phrasal verb) sabitlemek, kilitlemek, hapsetmek

Örnek:

The new contract will lock in lower prices for the next five years.
Yeni sözleşme önümüzdeki beş yıl boyunca daha düşük fiyatları sabitleyecek.

do in

/duː ɪn/

(phrasal verb) öldürmek, işini bitirmek, yormak

Örnek:

The gangster threatened to do in anyone who betrayed him.
Gangster, kendisine ihanet eden herkesi öldürmekle tehdit etti.

fall in

/fɔːl ɪn/

(phrasal verb) çökmek, içeri düşmek, sıraya girmek

Örnek:

The old bridge began to fall in after the heavy rain.
Şiddetli yağmurdan sonra eski köprü çökmeye başladı.

cave in

/keɪv ɪn/

(phrasal verb) çökmek, içe doğru yıkılmak, boyun eğmek

Örnek:

The roof of the old mine shaft began to cave in.
Eski maden kuyusunun çatısı çökmeye başladı.

rub in

/rʌb ɪn/

(phrasal verb) ovmak, sürmek, yüzüne vurmak

Örnek:

Rub in the lotion until it's fully absorbed.
Losyonu tamamen emilene kadar ovun.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren