Avatar of Vocabulary Set Bir Eylemi Deneyimleme veya Gerçekleştirme (With)

'Back', 'Through', 'With', 'At', & 'By' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Bir Eylemi Deneyimleme veya Gerçekleştirme (With) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Back', 'Through', 'With', 'At', & 'By' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Bir Eylemi Deneyimleme veya Gerçekleştirme (With)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

finish with

/ˈfɪnɪʃ wɪð/

(phrasal verb) bitirmek, işi bitmek, ilişkisini bitirmek

Örnek:

Are you finished with the computer yet?
Bilgisayarla işin bitti mi?

flirt with

/flɜːrt wɪð/

(phrasal verb) oynamak, denemek, flört etmek

Örnek:

She's been flirting with the idea of starting her own business.
Kendi işini kurma fikriyle oynuyor.

interfere with

/ˌɪntərˈfɪr wɪθ/

(phrasal verb) engellemek, müdahale etmek

Örnek:

The loud music began to interfere with his concentration.
Yüksek sesli müzik konsantrasyonunu engellemeye başladı.

mess with

/mes wɪð/

(phrasal verb) oynamak, karışmak, uğraşmak

Örnek:

Don't mess with the settings if you don't know what you're doing.
Ne yaptığını bilmiyorsan ayarlarla oynama.

part with

/pɑːrt wɪð/

(phrasal verb) ayrılmak, vazgeçmek

Örnek:

I don't want to part with my old books, but I need the space.
Eski kitaplarımdan ayrılmak istemiyorum ama alana ihtiyacım var.

play with

/pleɪ wɪθ/

(phrasal verb) oynamak, kurcalamak

Örnek:

Don't play with your food.
Yemeğinle oynama.

run with

/rʌn wɪð/

(phrasal verb) benimseyip geliştirmek, uygulamak, kaçmak

Örnek:

The team decided to run with the new marketing strategy.
Ekip, yeni pazarlama stratejisini benimseyip geliştirmeye karar verdi.

stick with

/stɪk wɪð/

(phrasal verb) sadık kalmak, devam etmek, yanında kalmak

Örnek:

I decided to stick with my original plan.
Orijinal planıma sadık kalmaya karar verdim.

agree with

/əˈɡriː wɪθ/

(phrasal verb) katılmak, aynı fikirde olmak, iyi gelmek

Örnek:

I agree with you on that point.
Bu konuda sana katılıyorum.

bear with

/ber wɪð/

(phrasal verb) sabretmek, katlanmak

Örnek:

Please bear with me for a moment while I find the information.
Bilgiyi bulana kadar lütfen bana sabredin.

deal with

/diːl wɪð/

(phrasal verb) ilgilenmek, başa çıkmak, iş yapmak

Örnek:

We need to deal with this issue immediately.
Bu sorunla hemen ilgilenmemiz gerekiyor.

disagree with

/ˌdɪs.əˈɡriː wɪð/

(phrasal verb) katılmamak, aynı fikirde olmamak, dokunmak

Örnek:

I disagree with your assessment of the situation.
Durum değerlendirmenize katılmıyorum.

go with

/ɡoʊ wɪð/

(phrasal verb) gitmek, uyum sağlamak, seçmek

Örnek:

That tie doesn't really go with your shirt.
O kravat gömleğine pek gitmiyor.

grapple with

/ˈɡræp.əl wɪθ/

(phrasal verb) boğuşmak, uğraşmak

Örnek:

The government is grappling with the economic crisis.
Hükümet ekonomik krizle boğuşuyor.

level with

/ˈlev.əl wɪθ/

(phrasal verb) dürüst olmak, açık konuşmak

Örnek:

I need you to level with me about what happened.
Bana ne olduğunu dürüstçe anlatmanı istiyorum.

live with

/lɪv wɪð/

(phrasal verb) yaşamak, kabullenmek, birlikte yaşamak

Örnek:

You'll just have to live with the consequences of your actions.
Yaptıklarının sonuçlarıyla yaşamak zorunda kalacaksın.

meet with

/miːt wɪð/

(phrasal verb) ile görüşmek, ile buluşmak, karşılaşmak

Örnek:

The CEO will meet with the board members tomorrow.
CEO yarın yönetim kurulu üyeleriyle görüşecek.

reason with

/ˈriː.zən wɪð/

(phrasal verb) mantıklı konuşmak, ikna etmek

Örnek:

It's hard to reason with him when he's angry.
Sinirliyken onunla mantıklı konuşmak zor.

shower with

/ˈʃaʊ.ər wɪð/

(phrasal verb) boğmak, yağdırmak

Örnek:

They decided to shower her with gifts for her birthday.
Doğum gününde onu hediyelere boğmaya karar verdiler.

side with

/saɪd wɪð/

(phrasal verb) tarafını tutmak, desteklemek

Örnek:

I always side with my sister when she argues with our brother.
Kız kardeşim erkek kardeşimizle tartıştığında her zaman onun tarafını tutarım.

visit with

/ˈvɪzɪt wɪθ/

(phrasal verb) ziyaret etmek, görüşmek

Örnek:

I'm going to visit with my grandparents this weekend.
Bu hafta sonu büyükannem ve büyükbabamı ziyaret edeceğim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren