Avatar of Vocabulary Set Geçici ifade

Bileşik zarf İçinde Geçici ifade Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Bileşik zarf' içinde 'Geçici ifade' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

all along

/ɔːl əˈlɔːŋ/

(adverb) en başından beri, her zaman

Örnek:

She knew all along that he was lying.
Onun yalan söylediğini en başından beri biliyordu.

as long as

/æz lɔŋ æz/

(conjunction) sürece, yeter ki, kadar

Örnek:

You can go out as long as you finish your homework.
Ödevini bitirdiğin sürece dışarı çıkabilirsin.

as per usual

/æz pər ˈjuːʒuəl/

(phrase) her zamanki gibi, alışıldığı üzere

Örnek:

He arrived late, as per usual.
Her zamanki gibi geç geldi.

as yet

/æz jet/

(adverb) şu ana kadar, henüz

Örnek:

No solution has been found as yet.
Şu ana kadar bir çözüm bulunamadı.

by and by

/baɪ ən ˈbaɪ/

(adverb) er ya da geç, zamanla

Örnek:

The sun will come out by and by.
Güneş er ya da geç çıkacak.

at present

/æt ˈprez.ənt/

(phrase) şu anda, halen

Örnek:

At present, we are not accepting new applications.
Şu anda yeni başvuruları kabul etmiyoruz.

for the time being

/fɔːr ðə taɪm ˈbiːɪŋ/

(phrase) şimdilik, geçici olarak

Örnek:

Let's just agree to disagree for the time being.
Şimdilik anlaşmazlığa düşmeyi kabul edelim.

in due course

/ɪn duː kɔːrs/

(phrase) zamanı gelince, ilerleyen zamanda

Örnek:

You will receive your results in due course.
Sonuçlarınızı zamanı gelince alacaksınız.

in the first place

/ɪn ðə fɜːrst pleɪs/

(phrase) en başta, ilk olarak, öncelikle

Örnek:

Why did you agree to go in the first place?
En başta neden gitmeyi kabul ettin?

in the nick of time

/ɪn ðə nɪk əv taɪm/

(idiom) tam zamanında, son anda

Örnek:

The rescue team arrived in the nick of time to save the stranded climbers.
Kurtarma ekibi mahsur kalan dağcıları kurtarmak için tam zamanında geldi.

as soon as possible

/æz suːn æz ˈpɑː.sə.bəl/

(phrase) en kısa sürede, mümkün olan en kısa zamanda

Örnek:

Please send the report as soon as possible.
Lütfen raporu en kısa sürede gönderin.

on time

/ɑːn taɪm/

(phrase) zamanında, vaktinde

Örnek:

The train arrived on time.
Tren zamanında geldi.

in time

/ɪn taɪm/

(phrase) zamanında, vaktinde, zamanla

Örnek:

We arrived in time for the movie.
Filme zamanında yetiştik.

anytime soon

/ˈen.i.taɪm suːn/

(adverb) yakın zamanda, pek yakında

Örnek:

I don't think he'll be back anytime soon.
Yakın zamanda döneceğini sanmıyorum.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren