Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - B2 - L Harfi

Oxford 5000 - B2 İçinde Oxford 5000 - B2 - L Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - B2' içinde 'Oxford 5000 - B2 - L Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ladder

/ˈlæd.ɚ/

(noun) merdiven, basamak;

(verb) merdivenle çıkmak, kaçmak, delik açmak

Örnek:

He climbed the ladder to reach the roof.
Çatıya ulaşmak için merdiveni tırmandı.

landing

/ˈlæn.dɪŋ/

(noun) iniş, yanaşma, sahanlık

Örnek:

The plane made a smooth landing on the runway.
Uçak pistte sorunsuz bir iniş yaptı.

lane

/leɪn/

(noun) şerit, yol, kulvar

Örnek:

The car turned into a narrow country lane.
Araba dar bir köy yoluna saptı.

lately

/ˈleɪt.li/

(adverb) son zamanlarda, yakın zamanda

Örnek:

I haven't seen him lately.
Onu son zamanlarda görmedim.

leaflet

/ˈliː.flət/

(noun) broşür, el ilanı, kitapçık

Örnek:

The tourist office provides free leaflets about local attractions.
Turizm ofisi yerel cazibe merkezleri hakkında ücretsiz broşürler sunmaktadır.

legend

/ˈledʒ.ənd/

(noun) efsane, rivayet, ikon

Örnek:

The legend of King Arthur is well-known.
Kral Arthur efsanesi iyi bilinir.

lens

/lenz/

(noun) mercek, lens, göz merceği;

(verb) mercek takmak, lensle donatmak

Örnek:

The camera has a high-quality lens.
Kameranın yüksek kaliteli bir merceği var.

lifetime

/ˈlaɪf.taɪm/

(noun) ömür, hayat süresi

Örnek:

He spent his entire lifetime working for the company.
Tüm ömrünü şirket için çalışarak geçirdi.

lighting

/ˈlaɪ.t̬ɪŋ/

(noun) aydınlatma

Örnek:

The stage lighting was perfect for the play.
Sahne aydınlatması oyun için mükemmeldi.

likewise

/ˈlaɪk.waɪz/

(adverb) aynı şekilde, benzer şekilde, keza

Örnek:

She smiled at him and he likewise smiled back.
Ona gülümsedi ve o da gülümsedi.

limitation

/ˌlɪm.əˈteɪ.ʃən/

(noun) sınırlama, kısıtlama, zayıflık

Örnek:

There's a strict limitation on the number of guests.
Misafir sayısında katı bir sınırlama var.

literally

/ˈlɪt̬.ɚ.əl.i/

(adverb) kelimenin tam anlamıyla, tam olarak, gerçekten

Örnek:

I was literally starving after not eating all day.
Bütün gün yemek yemediğim için kelimenin tam anlamıyla açlıktan ölüyordum.

literary

/ˈlɪt̬.ə.rer.i/

(adjective) edebi, sanatlı

Örnek:

She has a deep interest in literary criticism.
Edebiyat eleştirisine derin bir ilgisi var.

litre

/ˈliː.t̬ɚ/

(noun) litre

Örnek:

The bottle contains one litre of water.
Şişe bir litre su içeriyor.

litter

/ˈlɪt̬.ɚ/

(noun) çöp, atık, yavru;

(verb) kirletmek, saçmak

Örnek:

Please don't drop litter on the streets.
Lütfen sokaklara çöp atmayın.

logo

/ˈloʊ.ɡoʊ/

(noun) logo, amblem

Örnek:

The company decided to update its logo to a more modern design.
Şirket, logosunu daha modern bir tasarıma güncellemeye karar verdi.

lottery

/ˈlɑː.t̬ɚ.i/

(noun) piyango, çekiliş, kura

Örnek:

She won a large sum of money in the lottery.
Piyangodan büyük bir miktar para kazandı.

loyal

/ˈlɔɪ.əl/

(adjective) sadık, vefalı

Örnek:

He is a loyal friend who always stands by me.
O, her zaman yanımda olan sadık bir arkadaş.

lyric

/ˈlɪr.ɪk/

(noun) şarkı sözü, güfte;

(adjective) lirik, şiirsel

Örnek:

She wrote the lyrics for the new song.
Yeni şarkının sözlerini o yazdı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren