Avatar of Vocabulary Set Havalimanı

Ortak Kelimeler İçinde Havalimanı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Ortak Kelimeler' içinde 'Havalimanı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

aboard

/əˈbɔːrd/

(adverb) gemide, uçakta;

(preposition) gemide, uçakta

Örnek:

Welcome aboard flight BA249 to Mauritius.
Mauritius'a giden BA249 sefer sayılı uçağa hoş geldiniz.

switch off

/swɪtʃ ɔf/

(phrasal verb) kapatmak, devre dışı bırakmak, kafa dinlemek

Örnek:

Please switch off the lights when you leave the room.
Odadan çıkarken lütfen ışıkları kapatın.

lavatory

/ˈlæv.ə.tɔːr.i/

(noun) tuvalet, lavabo

Örnek:

Excuse me, where is the nearest lavatory?
Affedersiniz, en yakın tuvalet nerede?

blanket

/ˈblæŋ.kɪt/

(noun) battaniye, örtü, tabaka;

(adjective) genel, kapsamlı;

(verb) kaplamak, örtmek

Örnek:

She pulled the blanket up to her chin.
Battaniyeyi çenesine kadar çekti.

oxygen mask

/ˈɑːk.sɪ.dʒən ˌmæsk/

(noun) oksijen maskesi

Örnek:

The flight attendant demonstrated how to use the oxygen mask.
Uçuş görevlisi oksijen maskesinin nasıl kullanılacağını gösterdi.

serve

/sɝːv/

(verb) hizmet etmek, servis yapmak, servis etmek;

(noun) hizmet, görev süresi, yardım

Örnek:

He has served the company for 20 years.
Şirkete 20 yıldır hizmet etti.

window seat

/ˈwɪn.doʊ ˌsiːt/

(noun) cam kenarı koltuk, pencere kenarı koltuk, pencere bankı

Örnek:

I prefer a window seat when I travel by plane.
Uçakla seyahat ederken cam kenarı koltuğu tercih ederim.

airsick

/ˈer.sɪk/

(adjective) uçak tutması

Örnek:

She started to feel airsick during the turbulent flight.
Türbülanslı uçuş sırasında uçak tutması yaşamaya başladı.

cockpit

/ˈkɑːk.pɪt/

(noun) kokpit, horoz dövüşü alanı

Örnek:

The pilot announced from the cockpit that they were beginning their descent.
Pilot, kokpitten alçalmaya başladıklarını duyurdu.

fasten

/ˈfæs.ən/

(verb) bağlamak, tutturmak, kapatmak

Örnek:

Please fasten your seatbelt.
Lütfen emniyet kemerinizi bağlayın.

take off

/teɪk ɔf/

(phrasal verb) çıkarmak, kaldırmak, kalkmak

Örnek:

Please take off your shoes before entering the house.
Eve girmeden önce lütfen ayakkabılarınızı çıkarın.

co-pilot

/ˈkoʊˌpaɪ.lət/

(noun) yardımcı pilot, ikinci pilot;

(verb) yardımcı pilotluk yapmak, birlikte yönetmek

Örnek:

The co-pilot checked the pre-flight checklist.
Yardımcı pilot uçuş öncesi kontrol listesini kontrol etti.

assist

/əˈsɪst/

(verb) yardım etmek, destek olmak;

(noun) yardım, destek

Örnek:

Can I assist you with anything?
Size bir konuda yardımcı olabilir miyim?

first-class

/ˌfɜːrstˈklæs/

(adjective) birinci sınıf, mükemmel;

(adverb) birinci sınıf

Örnek:

The hotel offers first-class service.
Otel birinci sınıf hizmet sunuyor.

confiscate

/ˈkɑːn.fə.skeɪt/

(verb) müsadere etmek, el koymak

Örnek:

The police will confiscate any illegal items found.
Polis, bulunan yasa dışı eşyaları müsadere edecek.

turn on

/tɜːrn ɑːn/

(phrasal verb) açmak, çalıştırmak, tahrik etmek

Örnek:

Could you please turn on the lights?
Lütfen ışıkları açar mısın?
Bu kelime setini Lingoland'da öğren