Avatar of Vocabulary Set Top 76 - 100 Phrasal Verbs

En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil İçinde Top 76 - 100 Phrasal Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil' içinde 'Top 76 - 100 Phrasal Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

take up

/teɪk ˈʌp/

(phrasal verb) başlamak, üstlenmek, kaplamak

Örnek:

She decided to take up painting in her free time.
Boş zamanlarında resim yapmaya başlamaya karar verdi.

go off

/ɡoʊ ɔf/

(phrasal verb) patlamak, çalmak, gitmek

Örnek:

The bomb went off with a loud bang.
Bomba yüksek bir sesle patladı.

fall in

/fɔːl ɪn/

(phrasal verb) çökmek, içeri düşmek, sıraya girmek

Örnek:

The old bridge began to fall in after the heavy rain.
Şiddetli yağmurdan sonra eski köprü çökmeye başladı.

bring to

/brɪŋ tuː/

(phrasal verb) getirmek, ulaştırmak

Örnek:

The doctor managed to bring the patient to consciousness.
Doktor hastayı bilincine getirmeyi başardı.

come across

/kʌm əˈkrɔs/

(phrasal verb) rastlamak, karşılaşmak, anlaşılmak

Örnek:

I came across an old friend at the market today.
Bugün pazarda eski bir arkadaşıma rastladım.

pull out

/pʊl aʊt/

(phrasal verb) çekip çıkarmak, sökmek, çekilmek

Örnek:

He had to pull out a splinter from his finger.
Parmağından bir kıymık çekip çıkarmak zorunda kaldı.

come over

/kʌm ˈoʊvər/

(phrasal verb) gelmek, uğramak, kaplamak

Örnek:

Why don't you come over for dinner tonight?
Bu akşam yemeğe neden gelmiyorsun?

hold up

/hoʊld ˈʌp/

(phrasal verb) geciktirmek, engellemek, soymak

Örnek:

The accident held up traffic for hours.
Kaza trafiği saatlerce aksattı.

turn around

/tɜːrn əˈraʊnd/

(phrasal verb) arkasını dönmek, dönmek, düzeltmek

Örnek:

Please turn around so I can see your back.
Sırtını görebilmem için lütfen arkana dön.

move in

/muːv ɪn/

(phrasal verb) taşınmak, yerleşmek, yaklaşmak

Örnek:

We're excited to move in to our new home next month.
Gelecek ay yeni evimize taşınmak için heyecanlıyız.

stick to

/stɪk tə/

(phrasal verb) sadık kalmak, bağlı kalmak, yapışmak

Örnek:

You should stick to your diet if you want to lose weight.
Kilo vermek istiyorsan diyetine sadık kalmalısın.

look into

/lʊk ˈɪntuː/

(phrasal verb) araştırmak, incelemek

Örnek:

The police are going to look into the matter.
Polis olayı araştıracak.

look around

/lʊk əˈraʊnd/

(phrasal verb) etrafına bakmak, gezmek, aramak

Örnek:

We spent the afternoon looking around the old castle.
Öğleden sonrayı eski kaleyi gezerek geçirdik.

call for

/kɔːl fɔːr/

(phrasal verb) talep etmek, gerektirmek, hak etmek

Örnek:

The opposition party called for the minister's resignation.
Muhalefet partisi bakanın istifasını talep etti.

write down

/raɪt daʊn/

(phrasal verb) yazmak, not almak

Örnek:

Please write down your name and address.
Lütfen adınızı ve adresinizi yazın.

run into

/rʌn ˈɪntuː/

(phrasal verb) rastlamak, karşılaşmak, çarpmak

Örnek:

I didn't expect to run into you at the supermarket.
Süpermarkette sana rastlayacağımı beklemiyordum.

fall into

/fɔːl ˈɪntuː/

(phrasal verb) düşmek, girmek, ayrılmak

Örnek:

The old house had begun to fall into disrepair.
Eski ev bakımsızlığa düşmeye başlamıştı.

walk into

/wɔːk ˈɪntuː/

(phrasal verb) içeri girmek, çarpmak, düşmek

Örnek:

I didn't see the glass door and almost walked into it.
Cam kapıyı görmedim ve neredeyse çarptım.

shut down

/ʃʌt daʊn/

(phrasal verb) kapatmak, faaliyetini durdurmak, durdurmak

Örnek:

The factory decided to shut down due to financial difficulties.
Fabrika, mali zorluklar nedeniyle kapanmaya karar verdi.

take in

/teɪk ɪn/

(phrasal verb) kandırmak, aldatmak, anlamak

Örnek:

Don't be taken in by his charming smile; he's a con artist.
Onun çekici gülümsemesine kanma; o bir dolandırıcı.

turn off

/tɜːrn ɔːf/

(phrasal verb) kapatmak, durdurmak, soğutmak

Örnek:

Please turn off the lights when you leave.
Lütfen çıkarken ışıkları kapatın.

go by

/ɡoʊ baɪ/

(phrasal verb) geçmek, akıp gitmek, olarak bilinmek

Örnek:

Time seems to go by so quickly when you're having fun.
Eğlenirken zaman çok hızlı geçiyor gibi geliyor.

go forward

/ɡoʊ ˈfɔːrwərd/

(phrasal verb) ilerlemek, devam etmek, geçmek

Örnek:

We need to go forward with the plan despite the challenges.
Zorluklara rağmen planla ilerlememiz gerekiyor.

stand for

/stænd fɔr/

(phrasal verb) anlamına gelmek, temsil etmek, tahammül etmek

Örnek:

What does 'UN' stand for?
'BM' ne anlama geliyor?

stick with

/stɪk wɪð/

(phrasal verb) sadık kalmak, devam etmek, yanında kalmak

Örnek:

I decided to stick with my original plan.
Orijinal planıma sadık kalmaya karar verdim.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren