Avatar of Vocabulary Set Top 201 - 225 Phrasal Verbs

En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil İçinde Top 201 - 225 Phrasal Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 250 İngilizce Deyimsel Fiil' içinde 'Top 201 - 225 Phrasal Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

pick out

/pɪk aʊt/

(phrasal verb) seçmek, ayırt etmek, tanımak

Örnek:

Can you help me pick out a dress for the party?
Parti için bir elbise seçmeme yardım edebilir misin?

throw out

/θroʊ aʊt/

(phrasal verb) atmak, elden çıkarmak, kovmak

Örnek:

Please throw out the old newspapers.
Lütfen eski gazeteleri atın.

wipe out

/waɪp aʊt/

(phrasal verb) yok etmek, ortadan kaldırmak, silip süpürmek

Örnek:

The flood threatened to wipe out the entire village.
Sel, tüm köyü yok etme tehdidi oluşturdu.

put down

/pʊt daʊn/

(phrasal verb) yere koymak, bırakmak, küçümsemek

Örnek:

Please put down your bags here.
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın.

call on

/kɔːl ɑːn/

(phrasal verb) çağırmak, talep etmek, ziyaret etmek

Örnek:

The teacher decided to call on a student to answer the question.
Öğretmen, soruyu yanıtlaması için bir öğrenciyi çağırmaya karar verdi.

step up

/step ʌp/

(phrasal verb) artırmak, hızlandırmak, yoğunlaştırmak

Örnek:

We need to step up our efforts to meet the deadline.
Son teslim tarihine yetişmek için çabalarımızı artırmamız gerekiyor.

look on

/lʊk ɑːn/

(phrasal verb) seyretmek, izlemek, görmek

Örnek:

Many people just looked on as the accident happened.
Birçok kişi kaza olurken sadece seyretti.

get away

/ɡet əˈweɪ/

(phrasal verb) kaçmak, uzaklaşmak, tatile çıkmak

Örnek:

I need to get away for a few days.
Birkaç günlüğüne uzaklaşmam gerekiyor.

name after

/neɪm ˈæf.tər/

(phrasal verb) adını vermek, adını koymak

Örnek:

They decided to name their daughter after her grandmother.
Kızlarına büyükannelerinin adını vermeye karar verdiler.

go at

/ɡoʊ æt/

(phrasal verb) saldırmak, girişmek, çalışmak

Örnek:

The two dogs started to go at each other fiercely.
İki köpek birbirine şiddetle saldırmaya başladı.

touch on

/tʌtʃ ɑn/

(phrasal verb) değinmek, bahsetmek

Örnek:

The speaker only had time to touch on a few key issues.
Konuşmacının sadece birkaç ana konuya değinmeye zamanı oldu.

go on

/ɡoʊ ɑːn/

(phrasal verb) devam etmek, sürmek, olmak

Örnek:

Please go on with your story.
Lütfen hikayene devam et.

turn up

/tɜːrn ʌp/

(phrasal verb) ortaya çıkmak, gelmek, açmak

Örnek:

He didn't turn up for the meeting.
Toplantıya gelmedi.

speak out

/spiːk aʊt/

(phrasal verb) sesini yükseltmek, açıkça konuşmak

Örnek:

It's important to speak out against injustice.
Haksızlığa karşı sesini yükseltmek önemlidir.

stay away

/steɪ əˈweɪ/

(phrasal verb) uzak durmak, kaçınmak, katılmamak

Örnek:

Please stay away from the edge of the cliff.
Lütfen uçurumun kenarından uzak durun.

play around

/pleɪ əˈraʊnd/

(phrasal verb) oyalanmak, eğlenmek, denemek

Örnek:

The kids were just playing around in the park.
Çocuklar parkta sadece oyalanıyorlardı.

make out

/meɪk aʊt/

(phrasal verb) seçmek, anlamak, öpüşmek

Örnek:

I could just make out a figure in the distance.
Uzakta bir figürü zar zor seçebildim.

get down

/ɡet daʊn/

(phrasal verb) üzmek, moralini bozmak, yazmak

Örnek:

This gloomy weather always gets me down.
Bu kasvetli hava beni her zaman üzüyor.

act on

/ækt ɑːn/

(phrasal verb) üzerine harekete geçmek, gereğini yapmak, üzerinde etki etmek

Örnek:

The police decided to act on the tip they received.
Polis, aldıkları ihbar üzerine harekete geçmeye karar verdi.

fill out

/fɪl aʊt/

(phrasal verb) doldurmak, tamamlamak, kilo almak

Örnek:

Please fill out this application form completely.
Lütfen bu başvuru formunu tamamen doldurun.

reflect on

/rɪˈflekt ɑːn/

(phrasal verb) üzerine düşünmek, düşünmek

Örnek:

She needed time to reflect on her decision.
Kararını düşünmek için zamana ihtiyacı vardı.

get by

/ɡet baɪ/

(phrasal verb) geçinmek, idare etmek, başarmak

Örnek:

We can get by on a small budget if we are careful.
Dikkatli olursak küçük bir bütçeyle geçinebiliriz.

lift up

/lɪft ʌp/

(phrasal verb) kaldırmak, yükseltmek, moralini yükseltmek

Örnek:

Can you help me lift up this heavy box?
Bu ağır kutuyu kaldırmama yardım edebilir misin?

look after

/lʊk ˈæf.tər/

(phrasal verb) bakmak, ilgilenmek

Örnek:

Can you look after my cat while I'm on vacation?
Ben tatildeyken kedime bakabilir misin?

cool down

/kuːl daʊn/

(phrasal verb) soğumak, soğutmak, sakinleşmek

Örnek:

Let the soup cool down before you eat it.
Yemeden önce çorbanın soğumasını bekle.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren