Avatar of Vocabulary Set Savaş ve Ordu

C2 Seviyesi İçinde Savaş ve Ordu Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Savaş ve Ordu' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

armada

/ɑːrˈmɑː.də/

(noun) armada, donanma, büyük grup

Örnek:

The Spanish Armada was defeated in 1588.
İspanyol Armadası 1588'de yenildi.

armistice

/ˈɑːr.mə.stɪs/

(noun) ateşkes, mütareke

Örnek:

The two nations signed an armistice to end the conflict.
İki ülke çatışmayı sona erdirmek için bir ateşkes imzaladı.

mercenary

/ˈmɝː.sən.ri/

(noun) paralı asker, kiralık asker;

(adjective) paragöz, açgözlü, çıkarcı

Örnek:

The country hired mercenaries to fight in the civil war.
Ülke, iç savaşta savaşmak için paralı askerler tuttu.

barricade

/ˈber.ə.keɪd/

(noun) barikat, engel;

(verb) barikat kurmak, engellemek

Örnek:

The police set up a barricade to control the crowd.
Polis kalabalığı kontrol etmek için bir barikat kurdu.

battalion

/bəˈtæl.i.ən/

(noun) tabur, büyük grup, kalabalık

Örnek:

The first battalion was ordered to advance.
Birinci tabur ilerleme emri aldı.

platoon

/pləˈtuːn/

(noun) takım, kadro;

(verb) takımlara ayırmak, bölmek

Örnek:

The first platoon was ordered to advance.
İlk takım ilerleme emri aldı.

espionage

/ˈes.pi.ə.nɑːʒ/

(noun) casusluk, istihbarat

Örnek:

The government was accused of engaging in espionage against its own citizens.
Hükümet, kendi vatandaşlarına karşı casusluk yapmakla suçlandı.

coup d'état

/ˌkuː deɪˈtɑː/

(noun) darbe

Örnek:

The military launched a coup d'état, overthrowing the elected government.
Ordu, seçilmiş hükümeti devirerek bir darbe başlattı.

onslaught

/ˈɑːn.slɑːt/

(noun) saldırı, hücum, akın

Örnek:

The city was unprepared for the sudden onslaught of the enemy.
Şehir, düşmanın ani saldırısına hazırlıksızdı.

armament

/ˈɑːr.mə.mənt/

(noun) silahlanma, silahlar, askeri teçhizat

Örnek:

The country is investing heavily in new armament.
Ülke yeni silahlanmaya büyük yatırımlar yapıyor.

arsenal

/ˈɑːr.sən.əl/

(noun) cephanelik, silah deposu, silah fabrikası

Örnek:

The country's nuclear arsenal is a major concern for international security.
Ülkenin nükleer cephaneliği uluslararası güvenlik için büyük bir endişe kaynağıdır.

deterrent

/dɪˈter.ənt/

(noun) caydırıcı, engelleyici;

(adjective) caydırıcı, engelleyici

Örnek:

The high cost of tuition acts as a deterrent for many students.
Yüksek öğrenim ücretleri birçok öğrenci için bir caydırıcı görevi görür.

ammunition

/ˌæm.jəˈnɪʃ.ən/

(noun) mühimmat, argüman, kanıt

Örnek:

The soldiers ran out of ammunition during the battle.
Askerlerin savaş sırasında mühimmatı bitti.

catapult

/ˈkæt̬.ə.pʌlt/

(noun) mancınık, sapan;

(verb) fırlatmak, hızla ilerletmek

Örnek:

The ancient army used a catapult to launch large stones at the castle walls.
Antik ordu, kale duvarlarına büyük taşlar fırlatmak için bir mancınık kullandı.

bazooka

/bəˈzuː.kə/

(noun) bazuka, roketatar

Örnek:

The soldier aimed his bazooka at the enemy tank.
Asker bazukasını düşman tankına doğrulttu.

shrapnel

/ˈʃræp.nəl/

(noun) şarapnel, parça tesirli mermi

Örnek:

The explosion sent shrapnel flying in all directions.
Patlama, şarapnel parçalarını her yöne fırlattı.

musket

/ˈmʌs.kɪt/

(noun) tüfek, misket

Örnek:

The soldiers loaded their muskets for battle.
Askerler savaş için tüfeklerini doldurdular.

mortar

/ˈmɔːr.tɚ/

(noun) harç, havan topu, havan;

(verb) harçla birleştirmek, harçlamak

Örnek:

The bricklayer applied fresh mortar between the bricks.
Duvarcı, tuğlaların arasına taze harç sürdü.

affray

/əˈfreɪ/

(noun) kavga, arbede, huzur bozma

Örnek:

Two men were arrested for their involvement in the street affray.
İki adam sokak kavgasına karıştıkları için tutuklandı.

air raid

/ˈer reɪd/

(noun) hava saldırısı, hava akını

Örnek:

The city was under constant threat of air raid during the war.
Savaş sırasında şehir sürekli hava saldırısı tehdidi altındaydı.

bridgehead

/ˈbrɪdʒ.hed/

(noun) köprübaşı, dayanak noktası

Örnek:

The troops established a bridgehead across the river.
Birlikler nehrin karşısında bir köprübaşı kurdu.

evacuee

/ɪˌvæk.juˈiː/

(noun) tahliye edilen kişi, sığınmacı

Örnek:

The city's residents became evacuees after the earthquake.
Depremden sonra şehir sakinleri tahliye edilenler oldu.

garrison

/ˈɡer.ə.sən/

(noun) garnizon, muhafız birliği, askeri üs;

(verb) yerleştirmek, muhafız koymak

Örnek:

The garrison was prepared for a long siege.
Garnizon uzun bir kuşatmaya hazırdı.

blitz

/blɪts/

(noun) blitz, yıldırım savaşı, operasyon;

(verb) blitz yapmak, hızla bitirmek

Örnek:

The city was heavily damaged during the blitz.
Şehir blitz sırasında ağır hasar gördü.

pillage

/ˈpɪl.ɪdʒ/

(verb) yağmalamak, talana etmek;

(noun) yağma, talan

Örnek:

The invading army began to pillage the town.
İşgalci ordu şehri yağmalamaya başladı.

lance

/læns/

(noun) mızrak;

(verb) neşterle açmak, delmek

Örnek:

The knight carried a shining lance into battle.
Şövalye savaşa parlak bir mızrak taşıdı.

plunder

/ˈplʌn.dɚ/

(verb) yağmalamak, talana etmek;

(noun) yağma, talan

Örnek:

The invaders began to plunder the city.
İşgalciler şehri yağmalamaya başladı.

strafe

/streɪf/

(verb) taramak, makineli tüfekle saldırmak

Örnek:

The fighter jets began to strafe the enemy positions.
Savaş uçakları düşman mevzilerini taramaya başladı.

outflank

/ˌaʊtˈflæŋk/

(verb) kanattan kuşatmak, üstün gelmek, alt etmek

Örnek:

The general planned to outflank the enemy by sending troops through the forest.
General, düşmanı orman üzerinden asker göndererek kanattan kuşatmayı planladı.

vanquish

/ˈvæŋ.kwɪʃ/

(verb) yenmek, mağlup etmek

Örnek:

The knight set out to vanquish the dragon.
Şövalye ejderhayı yenmek için yola çıktı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren