C2 Seviyesi İçinde Fiyat ve Lüks Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'C2 Seviyesi' içinde 'Fiyat ve Lüks' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈhaɪ.end/
(adjective) üst düzey, yüksek kaliteli
Örnek:
They specialize in high-end audio equipment.
Üst düzey ses ekipmanları konusunda uzmanlaşmışlardır.
/ˈrɪt.si/
(adjective) lüks, gösterişli
Örnek:
They stayed at a ritzy hotel in the city center.
Şehir merkezindeki lüks bir otelde kaldılar.
/ˈɑː.pjə.lənt/
(adjective) gösterişli, zengin, bol
Örnek:
The hotel suite was decorated in an opulent style.
Otel süiti gösterişli bir tarzda dekore edilmişti.
/pɑːʃ/
(adjective) lüks, şık, sosyetik
Örnek:
They stayed in a very posh hotel.
Çok lüks bir otelde kaldılar.
/ˈʌp.skeɪl/
(adjective) lüks, üst düzey, pahalı;
(verb) artırmak, geliştirmek, genişletmek
Örnek:
The new restaurant has an upscale ambiance.
Yeni restoranın lüks bir atmosferi var.
/plʌʃ/
(adjective) peluş, kadifemsi, lüks;
(noun) peluş, kadife
Örnek:
The child hugged the plush toy tightly.
Çocuk peluş oyuncağı sıkıca kucakladı.
/pəˈleɪ.ʃəl/
(adjective) saray gibi, görkemli
Örnek:
The hotel suite was absolutely palatial, with marble floors and crystal chandeliers.
Otel süiti mermer zeminleri ve kristal avizeleriyle kesinlikle saray gibiydi.
/dɪˈlʌks/
(adjective) lüks, delüks
Örnek:
We stayed in a deluxe suite with a view of the ocean.
Okyanus manzaralı lüks bir süitte kaldık.
/ˈkʌt.praɪs/
(adjective) indirimli, ucuz
Örnek:
They are selling cut-price electronics this weekend.
Bu hafta sonu indirimli elektronik eşyalar satıyorlar.
/kənˈseʃ.ən.er.i/
(adjective) indirimli, imtiyazlı
Örnek:
Elderly people are eligible for concessionary fares on public transport.
Yaşlılar toplu taşıma araçlarında indirimli ücretlerden yararlanabilir.
/eɡˈzːɔr.bə.t̬ənt/
(adjective) fahiş, aşırı, ölçüsüz
Örnek:
The hotel charged an exorbitant price for a small room.
Otel küçük bir oda için fahiş bir fiyat talep etti.
/ˈpriː.mi.əm/
(noun) prim, ek ücret;
(adjective) premium, üstün kaliteli
Örnek:
There's a premium for express delivery.
Hızlı teslimat için bir ek ücret var.
/dɪˈpres/
(verb) depresyona sokmak, moralini bozmak, bastırmak
Örnek:
The gloomy weather always depresses her.
Kasvetli hava onu her zaman depresyona sokar.