Avatar of Vocabulary Set Fizik

C2 Seviyesi İçinde Fizik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Fizik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

string theory

/strɪŋ ˈθiː.ri/

(noun) sicim teorisi

Örnek:

Many physicists are exploring string theory as a potential 'theory of everything'.
Birçok fizikçi, potansiyel bir 'her şeyin teorisi' olarak sicim teorisini araştırıyor.

diffraction

/dɪˈfræk.ʃən/

(noun) kırınım

Örnek:

Light diffraction causes the rainbow patterns seen on CDs.
Işık kırınımı, CD'lerde görülen gökkuşağı desenlerine neden olur.

quark

/kwɑːrk/

(noun) kuark

Örnek:

Protons and neutrons are made up of quarks.
Protonlar ve nötronlar kuarklardan oluşur.

lepton

/ˈlep.tɑːn/

(noun) lepton

Örnek:

The electron is a fundamental lepton.
Elektron temel bir leptondur.

hadron

/ˈhæd.rɑːn/

(noun) hadron

Örnek:

Protons and neutrons are types of hadrons.
Protonlar ve nötronlar birer hadron türüdür.

velocity

/vəˈlɑː.sə.t̬i/

(noun) hız, sürat

Örnek:

The car reached a high velocity on the highway.
Araba otoyolda yüksek bir hıza ulaştı.

amplitude

/ˈæm.plə.tuːd/

(noun) genlik, genişlik, bolluk

Örnek:

The amplitude of the sound wave determines its loudness.
Ses dalgasının genliği ses yüksekliğini belirler.

fermion

/ˈfɝː.miˌɑːn/

(noun) fermion

Örnek:

Electrons are examples of fermions, which are fundamental particles.
Elektronlar, temel parçacıklar olan fermionlara örnektir.

boson

/ˈboʊ.sən/

(noun) bozon

Örnek:

The Higgs boson is sometimes called the 'God particle'.
Higgs bozonu bazen 'Tanrı parçacığı' olarak adlandırılır.

centripetal force

/ˌsen.trɪˈpiː.təl ˌfɔːrs/

(noun) merkezcil kuvvet

Örnek:

The centripetal force keeps the satellite in orbit around the Earth.
Merkezcil kuvvet, uyduyu Dünya etrafındaki yörüngede tutar.

Doppler effect

/ˈdɑːp.lər ɪˌfekt/

(noun) Doppler etkisi

Örnek:

The siren's pitch changed due to the Doppler effect as the ambulance passed.
Ambulans geçerken siren sesi Doppler etkisi nedeniyle değişti.

kinetic energy

/kɪˌnet.ɪk ˈen.ɚ.dʒi/

(noun) kinetik enerji

Örnek:

The car's kinetic energy increased as it sped up.
Arabanın kinetik enerjisi hızlandıkça arttı.

dark matter

/dɑːrk ˈmæt.ər/

(noun) karanlık madde

Örnek:

Scientists are still trying to understand the nature of dark matter.
Bilim insanları hala karanlık maddenin doğasını anlamaya çalışıyor.

antimatter

/ˈæn.t̬iˌmæt̬.ɚ/

(noun) antimadde

Örnek:

Scientists are studying antimatter to understand the early universe.
Bilim insanları erken evreni anlamak için antimaddeyi inceliyor.

mass

/mæs/

(noun) kütle, yığın, kitle;

(verb) toplanmak, yığılmak;

(adjective) kitlesel, genel

Örnek:

A huge mass of rock blocked the road.
Büyük bir kaya kütlesi yolu tıkadı.

quantum

/ˈkwɑːn.t̬əm/

(noun) kuantum, miktar, nicelik;

(adjective) kuantum

Örnek:

In quantum physics, energy is exchanged in discrete packets called quanta.
Kuantum fiziğinde enerji, kuanta adı verilen ayrık paketler halinde değiş tokuş edilir.

acceleration

/ekˌsel.əˈreɪ.ʃən/

(noun) ivme, hızlanma

Örnek:

The car has impressive acceleration.
Arabanın etkileyici bir ivmelenmesi var.

momentum

/məˈmen.t̬əm/

(noun) ivme, momentum, dinamizm

Örnek:

The car gained momentum as it rolled down the hill.
Araba yokuş aşağı yuvarlanırken ivme kazandı.

photon

/ˈfoʊ.tɑːn/

(noun) foton

Örnek:

Light is composed of tiny particles called photons.
Işık, foton adı verilen küçük parçacıklardan oluşur.

inertia

/ˌɪnˈɝː.ʃə/

(noun) atalet, eylemsizlik

Örnek:

The company's inertia prevented it from adapting to new market trends.
Şirketin ataleti, yeni pazar trendlerine uyum sağlamasını engelledi.

oscillation

/ˌɑː.səlˈeɪ.ʃən/

(noun) salınım, titreşim, dalgalanma

Örnek:

The oscillation of the pendulum was mesmerizing.
Sarkacın salınımı büyüleyiciydi.

reflection

/rɪˈflek.ʃən/

(noun) yansıma, geri yansıma, düşünme

Örnek:

The calm lake offered a perfect reflection of the mountains.
Sakin göl, dağların mükemmel bir yansımasını sunuyordu.

joule

/dʒuːl/

(noun) joule

Örnek:

The energy consumed was measured in joules.
Tüketilen enerji joule cinsinden ölçüldü.

neutrino

/nuːˈtriː.noʊ/

(noun) nötrino

Örnek:

Scientists detected a neutrino from a distant galaxy.
Bilim insanları uzak bir galaksiden bir nötrino tespit etti.

space-time

/ˈspeɪs.taɪm/

(noun) uzay-zaman

Örnek:

Einstein's theory of relativity describes the universe in terms of space-time.
Einstein'ın görelilik teorisi evreni uzay-zaman açısından tanımlar.

nuclear fission

/ˈnuːkliər ˈfɪʃən/

(noun) nükleer fisyon

Örnek:

The power plant uses nuclear fission to generate electricity.
Santral elektrik üretmek için nükleer fisyon kullanır.

electromagnetic

/iˌlek.troʊ.mæɡˈnet̬.ɪk/

(adjective) elektromanyetik

Örnek:

Light is a form of electromagnetic radiation.
Işık, elektromanyetik radyasyonun bir şeklidir.

nuclear fusion

/ˌnuː.klɪər ˈfjuː.ʒən/

(noun) nükleer füzyon

Örnek:

Scientists are working to harness nuclear fusion as a clean energy source.
Bilim insanları, temiz bir enerji kaynağı olarak nükleer füzyonu kullanmak için çalışıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren