Avatar of Vocabulary Set Hız

C2 Seviyesi İçinde Hız Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Hız' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

breakneck

/ˈbreɪk.nek/

(adjective) baş döndürücü, çok hızlı

Örnek:

They drove at breakneck speed down the highway.
Otoyolda baş döndürücü bir hızla gittiler.

express

/ɪkˈspres/

(verb) ifade etmek, dile getirmek, ekspres göndermek;

(adjective) ekspres, hızlı, açık;

(noun) ekspres, ekspres tren, ekspres otobüs;

(adverb) ekspres, hızlıca

Örnek:

She wanted to express her gratitude.
Minnettarlığını ifade etmek istedi.

nimble

/ˈnɪm.bəl/

(adjective) çevik, atletik, kıvrak zekalı

Örnek:

His nimble fingers quickly tied the knot.
Çevik parmakları düğümü hızla bağladı.

lickety-split

/ˌlɪk.ə.t̬iˈsplɪt/

(adverb) şimşek gibi, hızla

Örnek:

He finished his homework lickety-split so he could go out and play.
Ödevini şimşek gibi bitirdi ki dışarı çıkıp oynayabilsin.

blistering

/ˈblɪs.tɚ.ɪŋ/

(adjective) kavurucu, yakıcı, çok hızlı

Örnek:

The desert sun was blistering.
Çöl güneşi kavurucuydu.

supersonic

/ˌsuː.pɚˈsɑː.nɪk/

(adjective) süpersonik, sesten hızlı

Örnek:

The new jet can fly at supersonic speeds.
Yeni jet süpersonik hızlarda uçabilir.

lightning

/ˈlaɪt.nɪŋ/

(noun) şimşek, yıldırım;

(adjective) şimşek gibi, çok hızlı

Örnek:

The sky was lit up by a sudden flash of lightning.
Gökyüzü aniden çakan bir şimşekle aydınlandı.

expeditious

/ˌek.spəˈdɪʃ.əs/

(adjective) hızlı, çabuk, verimli

Örnek:

The company provided an expeditious solution to the customer's problem.
Şirket, müşterinin sorununa hızlı bir çözüm sağladı.

flat out

/flæt aʊt/

(adverb) canla başla, son hızla, açıkça

Örnek:

He worked flat out to finish the project on time.
Projeyi zamanında bitirmek için canla başla çalıştı.

dilatory

/ˈdɪl.ə.tɔːr.i/

(adjective) yavaş, geciktirici, erteleyici

Örnek:

The government has been dilatory in responding to the crisis.
Hükümet krize müdahalede yavaş davrandı.

languid

/ˈlæŋ.ɡwɪd/

(adjective) bitkin, halsiz, yavaş

Örnek:

The hot summer day made everyone feel languid.
Sıcak yaz günü herkesi bitkin hissettirdi.

plodding

/ˈplɑː.dɪŋ/

(adjective) ağır, zahmetli, monoton

Örnek:

The old man continued his plodding walk up the hill.
Yaşlı adam yokuş yukarı ağır adımlarla yürümeye devam etti.

laggard

/ˈlæɡ.ɚd/

(noun) geri kalan, yavaş;

(adjective) yavaş, geri kalmış, tembel

Örnek:

The company was a laggard in adopting new technology.
Şirket, yeni teknolojiyi benimsemede bir geri kalandı.

slacken

/ˈslæk.ən/

(verb) gevşetmek, yavaşlatmak, azaltmak

Örnek:

The rain began to slacken.
Yağmur hafiflemeye başladı.

outpace

/ˌaʊtˈpeɪs/

(verb) geride bırakmak, aşmak

Örnek:

The company's growth continues to outpace its competitors.
Şirketin büyümesi rakiplerini geride bırakmaya devam ediyor.

expedite

/ˈek.spə.daɪt/

(verb) hızlandırmak, çabuklaştırmak

Örnek:

We need to expedite the delivery of these urgent documents.
Bu acil belgelerin teslimatını hızlandırmamız gerekiyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren