Avatar of Vocabulary Set Duygusal Durumlar

C2 Seviyesi İçinde Duygusal Durumlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Duygusal Durumlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

buoyant

/ˈbɔɪ.ənt/

(adjective) yüzen, yüzebilir, neşeli

Örnek:

The cork is buoyant and floats on water.
Mantar yüzücüdür ve su üzerinde yüzer.

beaming

/ˈbiː.mɪŋ/

(adjective) parlayan, ışıldayan, neşeli;

(verb) yayınlamak, iletmek

Örnek:

The sun was beaming down on the beach.
Güneş sahile ışıl ışıl vuruyordu.

bubbly

/ˈbʌb.li/

(adjective) köpüklü, gazlı, neşeli

Örnek:

The champagne was wonderfully bubbly.
Şampanya harika bir şekilde köpüklüydü.

elated

/iˈleɪ.t̬ɪd/

(adjective) çok sevinçli, coşkulu, neşe dolu

Örnek:

She was elated by the news of her promotion.
Terfi haberine çok sevindi.

blissful

/ˈblɪs.fəl/

(adjective) mutlu, huzurlu

Örnek:

They spent a blissful honeymoon in Hawaii.
Hawaii'de mutlu bir balayı geçirdiler.

jubilant

/ˈdʒuː.bəl.ənt/

(adjective) sevinçli, coşkulu, muzaffer

Örnek:

The fans were jubilant after their team won the championship.
Takımları şampiyonluğu kazandıktan sonra taraftarlar sevinçliydi.

jovial

/ˈdʒoʊ.vi.əl/

(adjective) neşeli, şen, cana yakın

Örnek:

The jovial host made everyone feel welcome.
Neşeli ev sahibi herkesi hoş karşıladı.

fidgety

/ˈfɪdʒ.ə.t̬i/

(adjective) huzursuz, yerinde duramayan

Örnek:

The children became fidgety during the long lecture.
Çocuklar uzun ders sırasında huzursuz oldular.

jittery

/ˈdʒɪt̬.ɚ.i/

(adjective) gergin, tedirgin, titrek

Örnek:

She felt jittery before her job interview.
İş görüşmesinden önce gergin hissediyordu.

forlorn

/fɚˈlɔːrn/

(adjective) terk edilmiş, yalnız, hüzünlü

Örnek:

The forlorn puppy whimpered by the side of the road.
Terk edilmiş yavru köpek yol kenarında inliyordu.

weary

/ˈwɪr.i/

(adjective) yorgun, bitkin, bıkkın;

(verb) yormak, bıktırmak

Örnek:

He was weary after the long journey.
Uzun yolculuktan sonra yorgundu.

fatigued

/fəˈtiːɡd/

(adjective) yorgun, bitkin;

(verb) yormak, bitkin düşürmek

Örnek:

After the long hike, she felt completely fatigued.
Uzun yürüyüşten sonra tamamen yorgun hissetti.

drained

/dreɪnd/

(adjective) bitkin, tükenmiş, boşaltılmış;

(verb) boşaltmak, süzmek, tüketmek

Örnek:

After working all day, I felt completely drained.
Bütün gün çalıştıktan sonra tamamen tükenmiş hissettim.

disgruntled

/dɪsˈɡrʌn.t̬əld/

(adjective) memnuniyetsiz, keyifsiz

Örnek:

A disgruntled employee leaked the confidential information.
Memnuniyetsiz bir çalışan gizli bilgileri sızdırdı.

exasperated

/ɪɡˈzæs.pə.reɪ.t̬ɪd/

(adjective) bıkkın, sinirli, çileden çıkmış

Örnek:

She was exasperated by the constant interruptions.
Sürekli kesintilerden bıkmıştı.

peeved

/piːvd/

(adjective) sinirli, rahatsız olmuş

Örnek:

She was really peeved when he forgot her birthday.
Doğum gününü unuttuğunda gerçekten sinirlenmişti.

dismayed

/dɪˈsmeɪd/

(adjective) üzgün, şaşkın

Örnek:

She was dismayed by the news of the accident.
Kaza haberine üzüldü.

lackadaisical

/ˌlæk.əˈdeɪ.zɪ.kəl/

(adjective) kayıtsız, umursamaz, tembel

Örnek:

His lackadaisical attitude towards his studies resulted in poor grades.
Çalışmalarına karşı kayıtsız tutumu kötü notlara yol açtı.

despondent

/dɪˈspɑːn.dənt/

(adjective) umutsuz, morali bozuk, çaresiz

Örnek:

After losing the game, the team was completely despondent.
Maçı kaybettikten sonra takım tamamen umutsuzdu.

disheartened

/dɪsˈhɑːr.tənd/

(adjective) cesareti kırılmış, yüreği burkulmuş

Örnek:

She felt disheartened after failing the exam.
Sınavda başarısız olduktan sonra cesareti kırıldı.

dejected

/dɪˈdʒek.tɪd/

(adjective) morali bozuk, üzgün

Örnek:

He was dejected after losing the game.
Maçı kaybettikten sonra morali bozulmuştu.

downcast

/ˈdaʊn.kæst/

(adjective) morali bozuk, üzgün, depresif

Örnek:

She looked downcast after hearing the bad news.
Kötü haberi duyduktan sonra morali bozuk görünüyordu.

crestfallen

/ˈkrestˌfɑː.lən/

(adjective) boynu bükük, morali bozuk, hayal kırıklığına uğramış

Örnek:

The team was crestfallen after losing the championship game.
Takım şampiyonluk maçını kaybettikten sonra boynu bükük kaldı.

exuberant

/ɪɡˈzuː.bɚ.ənt/

(adjective) coşkulu, neşeli, enerjik

Örnek:

Her exuberant personality made her popular with everyone.
Coşkulu kişiliği onu herkesle popüler yaptı.

be on cloud nine

/bi ɑn klaʊd naɪn/

(idiom) çok mutlu olmak, dokuzuncu bulutta olmak

Örnek:

After winning the lottery, she was on cloud nine for weeks.
Piyangoyu kazandıktan sonra haftalarca çok mutluydu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren