Avatar of Vocabulary Set Zorluk ve Meydan Okuma

C2 Seviyesi İçinde Zorluk ve Meydan Okuma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Zorluk ve Meydan Okuma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

knotty

/ˈnɑː.t̬i/

(adjective) düğümlü, budaklı, çetrefilli

Örnek:

The old tree had a thick, knotty trunk.
Yaşlı ağacın kalın, düğümlü bir gövdesi vardı.

byzantine

/ˈbɪz.ən.tiːn/

(adjective) Bizans, karmaşık, girift

Örnek:

The church features stunning Byzantine mosaics.
Kilise, çarpıcı Bizans mozaiklerine sahiptir.

inscrutable

/ɪnˈskruː.t̬ə.bəl/

(adjective) anlaşılmaz, esrarengiz, gizemli

Örnek:

He had an inscrutable expression on his face, giving away no clues.
Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı, hiçbir ipucu vermiyordu.

muddled

/ˈmʌd.əld/

(adjective) karışık, darmadağın, şaşkın;

(verb) karıştırmak, şaşırtmak

Örnek:

His thoughts were all muddled after the long journey.
Uzun yolculuktan sonra düşünceleri tamamen karışıktı.

unfathomable

/ʌnˈfæð.ə.mə.bəl/

(adjective) anlaşılamaz, ölçülemez, derin

Örnek:

The depths of the ocean are still largely unfathomable.
Okyanusun derinlikleri hala büyük ölçüde anlaşılamaz.

abstruse

/æbˈstruːs/

(adjective) anlaşılmaz, derin, karmaşık

Örnek:

The philosopher's writings were too abstruse for the average reader.
Filozofun yazıları ortalama bir okuyucu için çok anlaşılmazdı.

enigmatic

/ˌen.ɪɡˈmæt̬.ɪk/

(adjective) gizemli, esrarengiz

Örnek:

The artist's enigmatic smile left everyone wondering about its meaning.
Sanatçının gizemli gülümsemesi herkesi anlamı hakkında meraklandırdı.

impenetrable

/ɪmˈpen.ə.trə.bəl/

(adjective) geçilmez, aşılmaz, anlaşılmaz

Örnek:

The fortress had an impenetrable defense system.
Kale geçilmez bir savunma sistemine sahipti.

labyrinthine

/ˌlæb.əˈrɪn.θaɪn/

(adjective) labirent gibi, karmaşık, dolaşık

Örnek:

The old city had labyrinthine alleys that were easy to get lost in.
Eski şehrin içinde kaybolması kolay labirent gibi sokaklar vardı.

recondite

/ˈrek.ən.daɪt/

(adjective) derin, anlaşılması güç, gizli

Örnek:

He was known for his recondite knowledge of ancient languages.
Antik dillere dair derin bilgisiyle tanınıyordu.

idiot-proof

/ˈɪd.i.ət.pruːf/

(adjective) aptal geçirmez, kullanımı kolay

Örnek:

The new software has an idiot-proof interface.
Yeni yazılımın aptal geçirmez bir arayüzü var.

grueling

/ˈɡruː.ə.lɪŋ/

(adjective) yorucu, zahmetli, çetin

Örnek:

The marathon was a grueling test of endurance.
Maraton, yorucu bir dayanıklılık testiydi.

daunting

/ˈdɑːn.t̬ɪŋ/

(adjective) göz korkutucu, ürkütücü

Örnek:

The task of writing a whole novel is daunting.
Bütün bir roman yazma görevi göz korkutucu.

Sisyphean

/ˌsɪs.ɪˈfiː.ən/

(adjective) Sisifosvari, bitmek bilmeyen, nafile

Örnek:

The bureaucratic process felt like a Sisyphean task, with no end in sight.
Bürokratik süreç Sisifosvari bir görev gibiydi, sonu görünmüyordu.

Herculean

/ˌhɝː.kjuˈliː.ən/

(adjective) Herkülvari, muazzam, büyük

Örnek:

Moving that piano was a Herculean task.
O piyanoyu taşımak Herkülvari bir görevdi.

draining

/ˈdreɪ.nɪŋ/

(adjective) yorucu, tüketici;

(noun) drenaj, boşaltma

Örnek:

The long meeting was incredibly draining.
Uzun toplantı inanılmaz derecede yorucuydu.

thorny

/ˈθɔːr.ni/

(adjective) dikenli, dikenli çalı, çetrefilli

Örnek:

The rose bush had many thorny stems.
Gül çalısının birçok dikenli sapı vardı.

painstaking

/ˈpeɪnzˌteɪ.kɪŋ/

(adjective) titiz, özenli, zahmetli

Örnek:

The artist made a painstaking effort to capture every detail.
Sanatçı her detayı yakalamak için titiz bir çaba gösterdi.

onerous

/ˈɑː.nɚ.əs/

(adjective) külfetli, zahmetli, ağır

Örnek:

The new regulations impose onerous burdens on small businesses.
Yeni düzenlemeler küçük işletmelere külfetli yükler getiriyor.

convoluted

/ˈkɑːn.və.luː.t̬ɪd/

(adjective) karmaşık, dolaşık, girift

Örnek:

The plot of the movie was so convoluted that I lost track of what was happening.
Filmin konusu o kadar karmaşıktı ki ne olduğunu takip edemedim.

exacting

/ɪɡˈzæk.tɪŋ/

(adjective) zahmetli, titiz, talepkar

Örnek:

The work was physically exacting.
İş fiziksel olarak zahmetliydi.

hard-won

/ˈhɑːrdˌwʌn/

(adjective) zorlu kazanılmış, emekle elde edilmiş

Örnek:

It was a hard-won victory for the team.
Takım için zorlu kazanılmış bir zaferdi.

uphill

/ˌʌpˈhɪl/

(adverb) yokuş yukarı, yukarı doğru;

(adjective) yokuş yukarı, yukarı doğru, zorlu

Örnek:

The road goes steeply uphill.
Yol dik bir şekilde yokuş yukarı gidiyor.

wearisome

/ˈwɪr.i.səm/

(adjective) yorucu, sıkıcı, usandırıcı

Örnek:

The long, repetitive task was quite wearisome.
Uzun, tekrarlayan görev oldukça yorucuydu.

surmount

/sɚˈmaʊnt/

(verb) aşmak, üstesinden gelmek, üzerinde olmak

Örnek:

They managed to surmount all the obstacles in their path.
Yollarındaki tüm engelleri aşmayı başardılar.

outsmart

/ˌaʊtˈsmɑːrt/

(verb) alt etmek, zekasıyla yenmek

Örnek:

The detective managed to outsmart the criminal.
Dedektif, suçluyu alt etmeyi başardı.

brave

/breɪv/

(adjective) cesur, yürekli;

(verb) meydan okumak, göğüs germek

Örnek:

The brave firefighter rescued the child from the burning building.
Cesur itfaiyeci çocuğu yanan binadan kurtardı.

cinch

/sɪntʃ/

(noun) çok kolay, çocuk oyuncağı, eyer kayışı;

(verb) bağlamak, sıkmak, garantiye almak

Örnek:

Learning to ride a bike was a cinch for him.
Bisiklete binmeyi öğrenmek onun için çok kolaydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren