Avatar of Vocabulary Set Mimarlık

C2 Seviyesi İçinde Mimarlık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C2 Seviyesi' içinde 'Mimarlık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

portico

/ˈpɔːr.t̬ɪ.koʊ/

(noun) portiko, sütunlu giriş

Örnek:

The grand entrance of the museum featured a magnificent portico.
Müzenin görkemli girişi muhteşem bir portikoya sahipti.

balustrade

/ˈbæl.ə.streɪd/

(noun) korkuluk, parmaklık

Örnek:

The grand staircase featured an ornate wooden balustrade.
Büyük merdiven, süslü ahşap bir korkuluk ile dikkat çekiyordu.

mantelpiece

/ˈmæn.təl.piːs/

(noun) şömine rafı, şömine

Örnek:

She placed the antique clock on the mantelpiece.
Antika saati şömine rafına koydu.

eclecticism

/ekˈlek.tɪ.sɪ.zəm/

(noun) eklektizm

Örnek:

Her interior design style is characterized by its eclecticism, blending modern and antique pieces.
İç tasarım stili, modern ve antika parçaları harmanlayan eklektizmi ile karakterizedir.

atrium

/ˈeɪ.tri.əm/

(noun) atrium, iç avlu, geniş hol

Örnek:

The ancient Roman house featured a beautiful atrium with a compluvium.
Antik Roma evi, compluvium'lu güzel bir atrium'a sahipti.

vault

/vɑːlt/

(noun) kasa, mahzen, tonoz;

(verb) atlamak, sıçramak

Örnek:

The bank keeps its money in a secure vault.
Banka parasını güvenli bir kasada tutar.

facade

/fəˈsɑːd/

(noun) cephe, dış görünüş, maske

Örnek:

The grand facade of the opera house was illuminated at night.
Opera binasının görkemli cephesi gece aydınlatıldı.

gable

/ˈɡeɪ.bəl/

(noun) çatı, üçgen duvar

Örnek:

The house had a distinctive triangular gable.
Evin belirgin bir üçgen çatısı vardı.

mezzanine

/ˈmet.sə.niːn/

(noun) asma kat, ara kat

Örnek:

The library has a beautiful mezzanine level with extra seating.
Kütüphanede ek oturma alanı olan güzel bir asma kat bulunmaktadır.

parapet

/ˈper.ə.pet/

(noun) siper, parapet

Örnek:

The castle had a stone parapet where archers could stand.
Kalede okçuların durabileceği taş bir siper vardı.

pergola

/ˈpɝː.ɡəl.ə/

(noun) pergola, çardak

Örnek:

The couple exchanged vows under a beautiful pergola adorned with roses.
Çift, güllerle süslenmiş güzel bir pergola altında yemin etti.

vestibule

/ˈves.tə.bjuːl/

(noun) antre, hol, giriş

Örnek:

She waited for him in the vestibule.
Onu antrede bekledi.

veranda

/vəˈræn.də/

(noun) veranda, balkon

Örnek:

We sat on the veranda, enjoying the evening breeze.
Verandada oturup akşam esintisinin tadını çıkardık.

alcove

/ˈæl.koʊv/

(noun) oyuk, niş

Örnek:

The bed was placed in a cozy alcove.
Yatak rahat bir oyuk içine yerleştirildi.

nook

/nʊk/

(noun) köşe, girinti, sığınak

Örnek:

She found a cozy nook by the fireplace to read her book.
Kitabını okumak için şöminenin yanında rahat bir köşe buldu.

tympanum

/ˈtɪm.pə.nəm/

(noun) kulak zarı, tympanum

Örnek:

The doctor examined the patient's tympanum for signs of infection.
Doktor, hastanın kulak zarını enfeksiyon belirtileri açısından inceledi.

pediment

/ˈped.ə.mənt/

(noun) alınlık, üçgen çatı

Örnek:

The ancient Greek temple featured a beautifully carved pediment.
Antik Yunan tapınağı güzel oyulmuş bir alınlık içeriyordu.

niche

/nɪtʃ/

(noun) niş, uygun yer, oyuk;

(adjective) niş, özel

Örnek:

He eventually found his niche in web design.
Sonunda web tasarımında kendi nişini buldu.

keystone

/ˈkiː.stoʊn/

(noun) kilit taşı, temel taşı, anahtar nokta

Örnek:

The architect carefully placed the keystone to complete the arch.
Mimar, kemeri tamamlamak için kilit taşını dikkatlice yerleştirdi.

entablature

/ɪnˈtæb.lə.tʃər/

(noun) antablman

Örnek:

The ancient Greek temple featured a beautifully carved entablature.
Antik Yunan tapınağı güzel oyulmuş bir antablmana sahipti.

gargoyle

/ˈɡɑːr.ɡɔɪl/

(noun) çörten, çirkin kişi, canavar

Örnek:

The ancient cathedral was adorned with numerous stone gargoyles.
Antik katedral, sayısız taş çörten ile süslenmişti.

abacus

/ˈæb.ə.kəs/

(noun) abaküs

Örnek:

The child learned to add and subtract using an abacus.
Çocuk abaküs kullanarak toplama ve çıkarma yapmayı öğrendi.

loggia

/ˈlɑː.dʒi.ə/

(noun) loca

Örnek:

The palace featured a beautiful loggia overlooking the gardens.
Sarayda bahçelere bakan güzel bir loca vardı.

buttress

/ˈbʌt.rəs/

(noun) payanda, destek;

(verb) payanda yapmak, desteklemek, güçlendirmek

Örnek:

The ancient cathedral was supported by massive stone buttresses.
Antik katedral, devasa taş payandalarla destekleniyordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren