Avatar of Vocabulary Set B1 - Din ve Festivaller

B1 Seviyesi İçinde B1 - Din ve Festivaller Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B1 Seviyesi' içinde 'B1 - Din ve Festivaller' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

Christmas

/ˈkrɪs.məs/

(noun) Noel

Örnek:

We always put up a Christmas tree for Christmas.
Noel için her zaman bir Noel ağacı kurarız.

santa claus

/ˈsæn.tə ˌklɔːz/

(noun) Noel Baba

Örnek:

Children eagerly await the arrival of Santa Claus on Christmas Eve.
Çocuklar Noel Arifesi'nde Noel Baba'nın gelişini sabırsızlıkla bekler.

christmas carol

/ˈkrɪs.məs ˈker.əl/

(noun) Noel ilahisi, Noel şarkısı

Örnek:

We sang Christmas carols around the piano.
Piyanonun etrafında Noel ilahileri söyledik.

eggnog

/ˈeɡ.nɑːɡ/

(noun) eggnog, yumurta likörü

Örnek:

We always have eggnog during the holidays.
Tatillerde her zaman eggnog içeriz.

christmas stocking

/ˈkrɪs.məs ˌstɑː.kɪŋ/

(noun) Noel çorabı, Noel çorapları

Örnek:

The children hung their Christmas stockings by the fireplace, eagerly awaiting Santa's visit.
Çocuklar, Noel Baba'nın ziyaretini hevesle bekleyerek Noel çoraplarını şöminenin yanına astılar.

Christmas tree

/ˈkrɪs.məs ˌtriː/

(noun) Noel ağacı

Örnek:

We decorated the Christmas tree with colorful lights and baubles.
Noel ağacını renkli ışıklar ve süslerle süsledik.

Christmas Eve

/ˌkrɪs.məs ˈiːv/

(noun) Noel Arifesi

Örnek:

We always open one present on Christmas Eve.
Her zaman Noel Arifesi'nde bir hediye açarız.

mistletoe

/ˈmɪs.əl.toʊ/

(noun) ökseotu

Örnek:

They kissed under the mistletoe.
Ökseotu altında öpüştüler.

god

/ɡɑːd/

(noun) Tanrı, tanrı, ilah;

(exclamation) Tanrım, Allahım

Örnek:

Many people believe in one God.
Birçok insan tek bir Tanrı'ya inanır.

angel

/ˈeɪn.dʒəl/

(noun) melek, iyi insan, melek yatırımcı

Örnek:

The choir sang about the angels in heaven.
Koro cennetteki melekler hakkında şarkı söyledi.

elf

/elf/

(noun) elf, cin

Örnek:

The children believed they saw an elf hiding in the garden.
Çocuklar bahçede saklanan bir elf gördüklerine inandılar.

hanukkah

/ˈhɑː.nə.kə/

(noun) Hanuka, Işıklar Bayramı

Örnek:

During Hanukkah, families light one candle on the menorah each night.
Hanuka sırasında aileler her gece menora üzerinde bir mum yakar.

miracle

/ˈmɪr.ə.kəl/

(noun) mucize, olağanüstü başarı

Örnek:

The doctors said it was a miracle that he survived the accident.
Doktorlar, kazadan sağ çıkmasının bir mucize olduğunu söylediler.

eve

/iːv/

(noun) arifesi, öncesi

Örnek:

The city was bustling on the eve of the festival.
Şehir festival arifesinde hareketliydi.

easter

/ˈiː.stɚ/

(noun) Paskalya

Örnek:

We always celebrate Easter with a big family dinner.
Paskalya'yı her zaman büyük bir aile yemeğiyle kutlarız.

thanksgiving

/ˌθæŋksˈɡɪv.ɪŋ/

(noun) şükran, minnettarlık, Şükran Günü

Örnek:

He offered a prayer of thanksgiving for his recovery.
İyileşmesi için bir şükran duası etti.

celebrate

/ˈsel.ə.breɪt/

(verb) kutlamak, övmek

Örnek:

We're going to celebrate her birthday with a big party.
Doğum gününü büyük bir partiyle kutlayacağız.

celebration

/ˌsel.əˈbreɪ.ʃən/

(noun) kutlama, şenlik, tören

Örnek:

The town held a grand celebration for its anniversary.
Kasaba, yıldönümü için büyük bir kutlama düzenledi.

charity

/ˈtʃer.ə.t̬i/

(noun) hayırseverlik, yardımseverlik, hayır kurumu

Örnek:

He donated a large sum to charity.
Büyük bir meblağı hayır kurumuna bağışladı.

religion

/rɪˈlɪdʒ.ən/

(noun) din, inanç, inanç sistemi

Örnek:

Freedom of religion is a fundamental human right.
Din özgürlüğü temel bir insan hakkıdır.

prayer

/prer/

(noun) dua, dilek, arzu

Örnek:

She knelt down in silent prayer.
Sessiz bir dua ile diz çöktü.

pray

/preɪ/

(verb) dua etmek, ummak, dilemek

Örnek:

She knelt down to pray for guidance.
Rehberlik için dua etmek üzere diz çöktü.

abbey

/ˈæb.i/

(noun) manastır, kilise

Örnek:

Westminster Abbey is a famous church in London.
Westminster Abbey, Londra'da ünlü bir kilisedir.

cathedral

/kəˈθiː.drəl/

(noun) katedral

Örnek:

The ancient cathedral stood majestically in the city center.
Antik katedral şehir merkezinde görkemli bir şekilde duruyordu.

ceremony

/ˈser.ə.moʊ.ni/

(noun) tören, merasim, resmiyet

Örnek:

The wedding ceremony was beautiful.
Düğün töreni çok güzeldi.

custom

/ˈkʌs.təm/

(noun) gelenek, adet, görenek;

(adjective) özel yapım, kişiye özel

Örnek:

It is a local custom to greet visitors with a cup of tea.
Ziyaretçileri bir fincan çayla karşılamak yerel bir gelenektir.

tradition

/trəˈdɪʃ.ən/

(noun) gelenek, adet, aktarım

Örnek:

It's a family tradition to have turkey on Christmas Day.
Noel Günü hindi yemek bir aile geleneğidir.

faith

/feɪθ/

(noun) güven, inanç, din

Örnek:

She has great faith in her doctor.
Doktoruna büyük güveni var.

religious

/rɪˈlɪdʒ.əs/

(adjective) dini, dindar, titiz

Örnek:

She comes from a very religious family.
Çok dindar bir aileden geliyor.

believer

/bɪˈliː.vɚ/

(noun) inanan, taraftar, dindar

Örnek:

She is a strong believer in education.
Eğitime güçlü bir şekilde inanan biridir.

bless

/bles/

(verb) kutsamak, takdis etmek, lütfetmek;

(exclamation) aman Tanrım, yazık

Örnek:

The priest will bless the new church.
Rahip yeni kiliseyi kutsayacak.

holy

/ˈhoʊ.li/

(adjective) kutsal, mukaddes, dindar

Örnek:

The church is a holy place for worship.
Kilise ibadet için kutsal bir yerdir.

priest

/priːst/

(noun) rahip, din adamı, papaz

Örnek:

The Buddhist priest chanted prayers at the temple.
Budist rahip tapınakta dualar okudu.

decoration

/ˌdek.ərˈeɪ.ʃən/

(noun) dekorasyon, süsleme, süs

Örnek:

The decoration of the hall took several hours.
Salonun dekorasyonu birkaç saat sürdü.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren