Avatar of Vocabulary Set A2 - Phrasal Verbs

A2 Seviyesi İçinde A2 - Phrasal Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A2 Seviyesi' içinde 'A2 - Phrasal Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

deal with

/diːl wɪð/

(phrasal verb) ilgilenmek, başa çıkmak, iş yapmak

Örnek:

We need to deal with this issue immediately.
Bu sorunla hemen ilgilenmemiz gerekiyor.

go in

/ɡoʊ ɪn/

(phrasal verb) içeri girmek, girmek, kabul edilmek

Örnek:

Please go in and take a seat.
Lütfen içeri girin ve oturun.

go out

/ɡoʊ aʊt/

(phrasal verb) dışarı çıkmak, sönmek, bitmek

Örnek:

Are you going out tonight?
Bu gece dışarı mı çıkıyorsun?

get in

/ɡet ɪn/

(phrasal verb) varmak, içeri girmek, seçilmek

Örnek:

What time did you get in last night?
Dün gece saat kaçta geldin?

get out

/ɡet aʊt/

(phrasal verb) çıkmak, ayrılmak, ortaya çıkmak;

(exclamation) hadi canım, yok artık

Örnek:

I need to get out of here.
Buradan çıkmam gerekiyor.

turn up

/tɜːrn ʌp/

(phrasal verb) ortaya çıkmak, gelmek, açmak

Örnek:

He didn't turn up for the meeting.
Toplantıya gelmedi.

turn down

/tɜːrn daʊn/

(phrasal verb) reddetmek, geri çevirmek, kısmak

Örnek:

She had to turn down the job offer because it was too far away.
İş teklifini çok uzak olduğu için reddetmek zorunda kaldı.

go up

/ɡoʊ ˈʌp/

(phrasal verb) artmak, yükselmek, yapılmak

Örnek:

The price of gas is expected to go up next month.
Gaz fiyatının gelecek ay artması bekleniyor.

go down

/ɡoʊ daʊn/

(phrasal verb) inmek, alçalmak, batmak

Örnek:

The sun began to go down behind the mountains.
Güneş dağların arkasından batmaya başladı.

get on

/ɡet ɑːn/

(phrasal verb) binmek, çıkmak, iyi anlaşmak

Örnek:

We need to get on the bus quickly before it leaves.
Otobüs kalkmadan çabucak binmemiz gerekiyor.

get off

/ɡet ˈɔːf/

(phrasal verb) inmek, ayrılmak, işten çıkmak

Örnek:

I need to get off at the next stop.
Bir sonraki durakta inmem gerekiyor.

put down

/pʊt daʊn/

(phrasal verb) yere koymak, bırakmak, küçümsemek

Örnek:

Please put down your bags here.
Lütfen çantalarınızı buraya bırakın.

pick up

/pɪk ʌp/

(phrasal verb) toplamak, almak, öğrenmek

Örnek:

Can you pick up the fallen leaves in the yard?
Bahçedeki düşen yaprakları toplayabilir misin?

fill in

/fɪl ɪn/

(phrasal verb) doldurmak, tamamlamak, bilgi vermek

Örnek:

Please fill in your name and address on the application form.
Lütfen başvuru formuna adınızı ve adresinizi doldurun.

come in

/kʌm ɪn/

(phrasal verb) içeri gelmek, girmek, moda olmak

Örnek:

Please come in, the door is open.
Lütfen içeri gelin, kapı açık.

grow up

/ɡroʊ ˈʌp/

(phrasal verb) büyümek, yetişkin olmak, olgunlaşmak

Örnek:

My children are growing up so fast.
Çocuklarım çok hızlı büyüyor.

find out

/faɪnd aʊt/

(phrasal verb) öğrenmek, bulmak, keşfetmek

Örnek:

I need to find out when the next train leaves.
Bir sonraki trenin ne zaman kalkacağını öğrenmem gerekiyor.

get up

/ɡet ˈʌp/

(phrasal verb) kalkmak, uyanmak, ayağa kalkmak

Örnek:

I usually get up at 7 AM on weekdays.
Hafta içi genellikle sabah 7'de kalkarım.

hurry up

/ˈhʌr.i ʌp/

(phrasal verb) acele etmek, hızlanmak

Örnek:

We need to hurry up if we want to catch the train.
Trenini yakalamak istiyorsak acele etmeliyiz.

throw out

/θroʊ aʊt/

(phrasal verb) atmak, elden çıkarmak, kovmak

Örnek:

Please throw out the old newspapers.
Lütfen eski gazeteleri atın.

calm down

/kɑːm daʊn/

(phrasal verb) sakinleşmek, sakinleştirmek

Örnek:

Please, just calm down and tell me what happened.
Lütfen, sadece sakinleş ve bana ne olduğunu anlat.

slow down

/sloʊ daʊn/

(phrasal verb) yavaşlamak, hızını azaltmak

Örnek:

You need to slow down when you're driving in a residential area.
Yerleşim bölgesinde araba kullanırken yavaşlaman gerekiyor.

look around

/lʊk əˈraʊnd/

(phrasal verb) etrafına bakmak, gezmek, aramak

Örnek:

We spent the afternoon looking around the old castle.
Öğleden sonrayı eski kaleyi gezerek geçirdik.

turn around

/tɜːrn əˈraʊnd/

(phrasal verb) arkasını dönmek, dönmek, düzeltmek

Örnek:

Please turn around so I can see your back.
Sırtını görebilmem için lütfen arkana dön.

get back

/ɡɛt bæk/

(phrasal verb) geri dönmek, dönmek, geri almak

Örnek:

I need to get back home before it gets dark.
Hava kararmadan eve geri dönmem gerekiyor.

look up

/lʊk ˈʌp/

(phrasal verb) aramak, bakmak, iyileşmek

Örnek:

I need to look up the meaning of this word in the dictionary.
Bu kelimenin anlamını sözlükten aramam gerekiyor.

let in

/lɛt ɪn/

(phrasal verb) içeri almak, girmesine izin vermek, açığa vurmak

Örnek:

Could you please let the cat in?
Kediyi içeri alır mısın lütfen?

try on

/traɪ ɑn/

(phrasal verb) denemek, giymek

Örnek:

She decided to try on the dress before buying it.
Elbiseyi almadan önce denemeye karar verdi.

switch on

/swɪtʃ ɑːn/

(phrasal verb) açmak, çalıştırmak

Örnek:

Please switch on the light.
Lütfen ışığı açın.

switch off

/swɪtʃ ɔf/

(phrasal verb) kapatmak, devre dışı bırakmak, kafa dinlemek

Örnek:

Please switch off the lights when you leave the room.
Odadan çıkarken lütfen ışıkları kapatın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren